31 Aralık 2013 Salı

yureginin goturdugu yere git * susanna tamaro

Kalp dediğin nedir ? Yaşamanı sağlayan içinde bütün damarların toplandığı o minik zıp zıp atan organcık.. Duyguları hep kalp ile bağdaştırdılar değil mi ? Sonra çıkıp dediler ki,hayır duyguları da yöneten beyindir.Önce beyin algılar,salgılanan bir hormon ile kalp atışları hızlanır.Peki yürek nedir ? İşte o kalbi daha duygusal tanıma sokan sevgi dolu sözcük ‘Yürek’  Yürekli adammış vesselam.. Benimde bu aralar aklıma takılan söz ‘yüreğini katmak’ bir işe emeğinin yanı sıra yüreğini katmak yani severek yapmak nasıl da farklı kılıyor seni,bil istedim.

‘Yüreğinin götürdüğü yere git’ bir büyükannenin torununa yazdığı mektuplardan ve kendi iç hesaplaşmasından oluşmaktadır.Aslında üstüne söylenecek pek bir sözde yok.Yaşanan kırgınlıklar ve kendi çocukluğundan farklı bir çocukluk yaşatmak isterken bambaşka olaylara sebep olan bir kadının hesaplaşmasını okuyoruz.Aynı zamanda muazzam bir din ve  Tanrı sorgulamasına şahit oluyoruz.Tabi bazı yerlerde,yakalayıp kopardığım cümleler var.Aslında bunları tam anlamıyla kendim için not alıyorum.

Kafamız dağılsın diye kitap okurken,öyle cümlelere yakalanıyoruz ki,hayır şimdi kitaplara da mı düşman olalım ?

Okumanız Dileğiyle…
Şenay

-Alıntılar-

Çok uzun yaşadığım ve pek çok kişi yitirdiğim için artık biliyorum ki ölüler yokluklarıyla değil de onlarla bizim aramızda söylenemeden kalan sözler yüzünden keder verirler asıl. (Sayfa 19)

Kadın bedenimin yaşamadan solduğunu hissediyordum,bu da bana müthiş hüzün veriyordu.Sonra kendimi yalnız,çok yalnız hissediyordum.Doğduğumdan beri konuşacak,gerçek anlamda konuşabilecek hiç kimsem olmamıştı.Elbette çok zekiydim,çok okuyordum.Babam gururla şöyle diyordu: ’Olga hiç evlenmeyecek,çünkü aklı çok fazla.’ Ama bütün bu var olduğu sanılan zeka,insanı bir yere götürmüyordu,ne bileyim,ne bir yolculuğa çıkabiliyordum,ne derinlemesine bir konuda çalışabiliyordum.(Sayfa 86)

Söylediği her şeyde tutku, hareket vardı;onun yanında olup da cümlesinin ve bedeninin yaydığı ısının sana bulaşmaması imkansızdı.(Sayfa 102)

Durmaksızın düşünmem zamanı algılama yeteneğimi değiştirmişti,bütün enerjim belirsiz bir geleceğe,onu tekrar görebileceğim herhangi bir ana yönelikti. (Sayfa 107)


iste boyle guzelim...

Ne yaralar,ne sözler saklı o kalın ve sert kabuğun altında.. Deri veyahut kabuk aynı şey değil mi ? Ne kadarını konuşabiliyoruz ne kadarımızı açabiliyoruz en sevdiklerimize bile ? Cinsellik hakkında ne konuşabiliyor,ya da neler paylaşabiliyoruz ? Ne düşünüyoruz ? Esasında düşüncelerimizi yöneten din mi yoksa toplum bilinci mi ? Bunun ayrımını yapmak,hepsinden önemli kesinlikle.

Okuduğum kitapta Türkiye genelinde birçok kadının cinsellik hakkında düşüncelerinden ve ilk deneyimlerinden bahsedilmektedir.Bu çalışmayı gerçekleştiren Hülya Adak,Ayşe Gül Altınay,Esin Düzel ve Nilgün Bayraktar’a teşekkürlerimi sunuyorum.

Kapak Arkasından…

Bu kitap kadınların kadınlara anlattıkları cinsellik hikayelerinden oluşuyor.2002 Şubatı’nda bir araya gelen dört kadın önce birbirleriyle,sonra da başka kadınlarla cinselliklerini konuşmaya başladılar.Bastırılan,kışkırtılan,metalaşan,küfürleşen,gözlerden ırak yaşanan,gözümüze gözümüze sokulan,haz veren,gizlenen,utanılan,korkulan,susulan,arzulanan,içimizi kıpır kıpır yapan,kabusa dönüşen,adı olmayan,adını başkalarının koyduğu cinselliklerimiz önce söze döküldü,sonra yazıya…

‘’Hikayelerimizi dillendirmek,başka kadınların hikayelerini dinlemek ve onlarda kendimizden parçalar bulmak,yalnız olmadığımızı bilmek bize güç verdi.Umuyoruz siz de bu hikayeleri okurken,seslendirirken,seslendirilmeleri dinlerken veya kendi hikayenizi paylaşırken benzer bir süreç yaşarsınız.’’

Konuşacak çok şey varmış,fark edeceksiniz.

Okumanız Dileğiyle..
Şenay


19 Aralık 2013 Perşembe

Masumiyet Muzesi * Orhan Pamuk



Bir insanın elinde bir kitap görürsün ve O’nu tanımak için o kitabı okumaya başlarsın ya da yazarı araştırmaya.. Bilmezsin o kitap kendisine öneri midir ? Rastgele eline mi almıştır, yoksa o yazarı sürekli okur mu ? Bilmezsin,önemli olan da budur.Hayal etmek ve yavaş yavaş sindirerek yaşamak…  Orhan Pamuk’’la tanışma hikayemiz budur.
Dilan dedi ki ‘Senin Masumiyet Müzesi’ni okumadığına inanamıyorum.’
Neden ? Listeye ekledik, aldık okuduk.

Roman 1950-90 yılları arasında İstanbul sosyetesinden Kemal bey’in uzaktan akrabası olan Füsun’a duyduğu aşkı anlatıyor. Kemal bey ailesinin önderliğinde Sibel hanım ile nişanlanmak üzereyken Füsun ile tanışıyor.İlk anda etkilendiği Füsun’a önce tensel sonra ruhsal boyutta bir yakınlık beslemeye başlıyor.Füsun’un tezgahtar olması ve Sibel ile de düzgün giden bir beraberliğin arasında kalan Kemal bey ilk başlarda ne yapacağını bilemiyor ve bunun bir ömür böyle süreceğine inanıyor.Sibel hanım ile nişanlanan Kemal bey,Füsun’un izini kaybettirmesi ile yaptığı hatayı anlayacağı pişmanlık dönemine giriyor.Sibel zamanla anladığı bu ilişkiyi bir hata olarak değerlendiriyor ve Kemal bey’i yeniden kazanmak için elinden geleni yapıyor.Kemal bey önce Sibel’e inanıyor ve gayret ediyor fakat başaramayınca kendini tam anlamıyla Füsun’un aşkına teslim ediyor.

Kitapta en etkileyici nokta ise,adı geçen eşyaların anları iyi yansıtmak ve okurun hayalinde canlandırabilmesi için bir müzede sergilenmesi.Roman’da bahsettiğine göre Kemal bey,Füsun’a ve aşkına dair ne biriktirdiyse bunları koleksiyon haline getiriyor ve insanların izleyebileceği bir müze haline getiriyor.

Müzeyi gezebilmek için tek girişlik bilet de kitabın içinde saklı…

Alıntılar

/İçimdeki aşk cinlerini yatıştırınca,mutluluğun çok basit ve herkesin bilmesi gereken reçetesini keşfedip kendi kendime mırıldandığımı hatırlıyorum : Mutluluk insanın sevdiği kişiye yakın olmasıdır yalnızca.(O’na hemen sahip olmamız gerekmez.)/ Sayfa 266

/Günlerimin çoğunu acıyla savaşarak değil,acıyı bastırarak,üstünü örterek ya da böyle bir şey yokmuş gibi yaparak geçiştiriyordum./ Sayfa 281

/Midemde öğle yemeği,ensemde güneş,aklımda aşk,ruhumda telaş ve kalbimde de bir sızı vardı./ Sayfa 288

/birbirleri hakkında acımasızca dedikodu yapan,herkese hayat hikayesini ve film tasarısını anlatan ve birbirlerini hergün görmeden yapamayan bu sevimli,öfkeli ve umudunu henüz tüketmemiş insanlardan yapılmış cemaatin bir parçası olduk./ Sayfa 313

/aşkımın ve utancımın beni getirdiği yerde,daha da çok içime çekilmekten ve sessiz kalmaktan başka hiçbir çarem yoktu./ Sayfa 382

Kemal bey’in pişmanlığı ve durumu olduğu gibi kabullenip senelerce Füsun’un peşinden gitmesi belki bir sandalye ötesinde nefes almanın verdiği mutluluk için  derim ki ; Aşk bazen öyle bir hal alıyor ki,insan bilsede çıkmaz bir sokakda sıkıştığını aldığı solukda tıkanmak bile bile doyasıya kandırılmak istiyor.

Ve içimdeki çocuğa dönüp diyorum ki ; belki sende,bir hayal kırıklığı daha yaşamak istiyorsundur.Hala ayaktaysan,bu kadar korkma kırılmaktan.Zorlama,akışına bırak sevgi yerini bulacaktır.

Okudukça çoğalmanız dileğiyle...
Şenay