24 Kasım 2013 Pazar

Dünyanın ilk Günü * Beyazit Akman


Bazı kitaplar vardır,zaman zaman tekrar tekrar okunur.Bunu daha oncede soylemistim degil mi? Bu kitabı ikinci kez bir çırpıda okuyuşumdur.Bana bir kitap önerisi sorduğunuzda size vereceğim ilk öneri budur.Esasında öneri dediğiniz nedir ? Sizlere Tüyap Fuarındaki görevliler gibi  ‘Bu da esasında çok güzel bir kitap’  desem herhalde benim gibi bana gülerdiniz.Neye göre güzel ? Siz benim ne tür kitaplar okuduğumu nelerden hoşlandığımı bilmiyorsunuz ki.Her neyse..

Birgün anneme geçmiş zamanda yaşamış olsaydın hangi tarihlerde yaşamak isterdin ? diye sordum.Benim böyle garip sorularım vardır.Bir hayvan olsan,bir çizgi kahramanı,bir çiçek … Okuldayken önerilerimle edebiyat öğretmenimiz dersinde bu cümlelerin hepsine kompozisyon yazdırırdı.Sanırım bütün sınıfın benden hoşlanmama sebebide buydu.Tarih’i ve Matematiği çok seven annemin verdiği cevap ; Fatih Sultan Mehmet dedi.Fatih’in İstanbul’u aldığı zamanda yaşamak isterdim.

Dünyanın İlk Günü,adını Fetih gününden alıyor.O gün dünyanın son günü olduğunu düşünenler Fatih Sultan Mehmet’in değerlerine değer vermesiyle o günün dünyanın ilk günü olduğunu anlıyorlar.

Kitapda üç karakterin gözünden dönem anlatımları geçiyor.Fatih sultan Mehmet hedefleri,azimi ve İstanbul’u almak için izlediği yöntemler.Bunun yanı sıra hocalarıyla aralarında geçen muazzam dialoglar bir bir anlatılmakta.

Alexander,yüreği deli kalbi hızla çarpan bileği kuvvetli Rum genci geleceğini kurtarmak adına şehrinden kaçmak zorunda kalır.Babası kendisini yeniçeri ordularına emanet eder.Alexander giderken arkasında döneceğine söz verdiği dünyalar güzeli ‘Meryem’ vardır.Sultan Mehmet’in ordusunda şehrini almak için savaşırken aynı zamanda aşkı içinde savaşmaktadır.

Osmanoğullarına İtalya’dan elçi olarak gönderilen senyör Alberti Sultan Mehmet’in isteği üzerine burada kalır ve Sultan’ın değerli yazmaları çoğaltma projesine destek verir.Bu dönemde şehirde gördüğü ve kendi ülkesindeki benzerlikler ve farklılıklarla kıyaslayarak notlar tutar.Senyör Alberti’nin notları hem Türkler’in o dönemde nasıl yaşadıklarından neler yiyip içtiklerinden örf ve adetlerine nasıl ibadet ettiklerine kadar gidiyor.

Alexander aşkı,Alberti’nin hüznünü ve Mehmet’in azmini… kitabı okuyup kaldırdığınızda da uzun süre etkisinden çıkamayacak ve özlediğinizi hissedeceksiniz.

Okumanız Dileğiyle..
Şenay

- ALINTILAR –

Molla ; Peki Fetih ne demektir,Mehmet ?
‘Savaş açmaktır,toprak kazanmaktır,şehirler zaptetmektir.Gittiğin yerlerde kendini sultan ilan etmektir.’
Mollanın yüzü değişti.Kızmıştı.
‘-Hayır Mehmet,bu söylediklerinin hiçbiri Fetih değildir.O saydıkların barbarlıktır.Fetih huzur getirmektir,adaleti yaymaktır.Hakk’ı insanlara yaymak,halka haktan bahsetmektir.’ (Sayfa 110)

Molla Hüsrev konuşmasını sürdürdü: ‘Sonuç olarak,İslam bir akıl dinidir,mantık ile çelişmez,ama dinin özünde mutlak teslimiyet vardır;bu mantıktan bağımsız,onun çok ötesindedir.İslamiyet teslimiyettir.İnsanların ise doğruyu açık şeçik görmeleri gerekir ki,kendi akıl ve iradeleriyle teslimiyeti seçebilsinler.’ (Sayfa 157)

Örneğin,kömür ‘Seninle geçireyim bir ömür’,demekmiş ve sevgililer arasında çok kullanılırmış.İnci,’Sensin güzelliklerin incisi’.Armut,’Ver bize bir umut’ demekmiş.Özellikle çiçeklerin ayrı ayrı manaları varmış.Beyaz gül saflık ve temizlik işaretiyken,leylak güven ve sır alameti olarak okunurmuş.
(Sayfa 296)

Bazı Türkler yazı yazmayı ilahi bir görev gibi görüyorlar.Üzerinde yazı olan kağıt parçalarına da çok büyük saygıları var.Yere üzerinde yazı olan bir kağıt parçasını atmadıkları gibi böyle bir kağıdı bulduklarında da yerden alıp yukarı bir yere koyuyorlar. (Sayfa 414)

Sultan haykırdı;
‘Çünkü biz o duvarları aşmaya değil,onların dibinde ölmeye gidiyoruz! Biz toprak kazanmaya değil,toprak olmaya koşuyoruz! İnsan yaratıldığı toprakta gömülürmüş,kardeşlerim! Bugün bizim gurbetimiz bitiyor,evimize geri dönüyoruz!’
(Sayfa 588)

( İskender‘in cesur kalbi )

‘Acele edin ! Uyuşukluk etmeyin!’diyerek bağırdı Kurtçu Doğan.

Elinde püsküllü sopasıyla sarayın avlusunda dolanıyor,bir o tarafa bir bu tarafa koşturan içoğlanlarına ardı ardına emirler yağdırıyordu.Haddinden biraz fazlaca şişmiş göbeği,pahalı kaftanının arasından ileriye doğru çıkıyordu.Bugün yüzü,her zamankinden daha sevimsizdi.
‘Tahtı iki karış daha kenara çek!’ diyerek ensesine şaplattı önündeki içoğlanının.Ensesine yediği tokat öyle ağırdı ki içoğlanı kafasındaki sivri külahını yere düşürdü.

Saray avlusu yarınki elçi kabul törenine hazır ediliyordu.Yüzlerce saray görevlisi avluya yayılmış,ortalığı didik didik ediyor,hangi ülkenin temsilcisinin nerede duracağını belirliyorlardı.

Bütün bu koşuşturmadan uzakta,avlunun kenarındaki iki yeniçeri dimdik ayakta etrafı izliyorlardı.
‘Yine zavallıların canını okuyor ağa,’ dedi İskender.

‘Yeni sultanın tahta geçmesiyle birlikte bir haller oldu buna’,diyerek karşılık verdi Hasan.’Sanki üstündeki koca bir otorite kalkmış da rahatlamış gibi.Olmadık emirler veriyor yeniçerilere.’
‘Halbuki ocaktaki ilk yıllarımızı hatırlıyorum.Ne kadar da adil biriydi.’

‘Makmın insanları bozduğuna şüphe yok,sevgili dostum.İnsanların enselerine attığı tokatları kendisininde bir zamanlar yediğinide unutuyor gibi.’

‘Sence sultanı küçümsüyor mu dersin?’
‘Bana öyle geliyor.Halil Paşa ile de arasından su sızmıyor.Sanki paşayı daha çok seviyor.Her dediğini yaptırabileceğine inanır gibi bir havası var.’

‘Benim merak ettiğim soru da bu,Hasan.Kafam gittikçe daha da karışıyor.Biz sultana hizmet ediyoruz;Onu temsil eden de yeniçeri ağası.Peki ya ağa sultana bayrak açarsa?Biz hangisine itaat edeceğiz?
Bu sırada Kurtçu Doğan elindeki sopayı başka bir oğlanın suratına geçirmişti.

Hasan,İskender’in yüzüne baktı.
‘Bana cevabını bilmediğim şeyler soruyorsun kardeşim.Neler olucağını hep birlikte bekleyip göreceğiz.’

‘Belki de sultanın bir bildiği vardır,’dedi İskender.

‘Ben aslında sultanın ağayı pek tutmadığını duydum ama durduk yere ağayı değiştirirse sıkıntı çıkar diye düşünüyor olmalı.’
Hasan,avlunun geniş kapısından iki yeniçerinin kolları arasında bir üçüncüsünün ağzı gözü kanlar içerisinde ağanın önüne çıkartıldığını görünce,’İşte şimdi yandı!’ dedi.

‘Kim bu?’ diyerek merakla sordu İskender.
‘Elli altıncı ortadan bir oğlan.Geçen hafta ocaktan kaçtığını duymuştum.Bir sevgilisi varmış yakındaki köylerden birinde,gizli gizli kaçıp onunla görüşüyormuş.Ağa’dan izin istemiş ocaktan ayrılmak için.Kurtçu Doğan bu hiç izin verir mi?Oğlan da çekip gitmiş bir gece.Birkaç gündür arıyorlardı.’

İskender,yüreğine bir kor düşmüş gibi oldu.Börkünün altından alnına doğru soğuk terler akmaya başladı.
‘Ne yapacaklar şimdi bu oğlana?’

‘Orası Ağa’nın bileceği iş.Döve döve öldürür mü,zindana mı attırır,Allah bilir.’

Kendilerinden elli metre kadar uzaklıkta olup bitenleri izlemeye başladılar.

Cüsseli iki yeniçeri onu bırakıverince oğlan yere,Kurtçu Doğan’ın ayaklarının dibine yığıldı.
‘Ayağa kalk it!’diye bağırdı ağa.

Yeniçeri kendisine denileni yapmaya çalıştı.Zorlukla doğruldu.Saçı başı ve üstü çamur ve toprak,yüzü kanlar içindeydi.Sol kaşı patlamıştı.Belli ki peşindekiler oğlanı fena benzetmişti.
Oğlanın suratına tiksintiyle bakan Ağa,’Şu haline bak!’dedi.’Bir yeniçerimisin eşkıya mı belli değil!’

Yeniçeri hiç sesini çıkarmadan başını öne eğdi.Zaten bir şey söyleyecek hali de yoktu;dermanı kalmamıştı.

‘Senin gibilerin hakkından ne gelir biliyor musun?’diye sordu ağa.’İki yüz sopalık bir falaka!’

Hasan,’Bu çocuğu öldürür!’ diye fısıldadı İskender’e.Elli yada yüz sopa bile dayanılmaz bir acı verirken bu haldeki bir insana iki yüz sopa vurdurmak ölüm fermanını imzalamaktan farksızdı.Bunu ocaktaki herkes bilirdi.

Kurtçu Doğan,’Bu ayaklarını bir süre kaçamayacak hale getirir!’diye devam etti.
İskender daha fazla dayanamadı.Hasan’ın,’Ne yapıyorsun!Buraya gel!’demesine fırsat vermeden o çoktan ileri atılıp ağanın karşısına geçmişti.

‘Ağam bana düşmez,müsaadeniz olmadan konuşuyorum ama bu oğlan yiyeceği dayağı yemiş,bu seferlik affedin.Hem artık akıllanmışa benziyor.’dedi.
İskender’in çıkışına etraftaki içoğlanları ve yeniçeriler şaşırıp kalmıştı.Herkes yaptığı işi bırakmış,ağanın vereceği tepkiyi merakla bekliyordu.

Kurtçu Doğan İskender’i çok iyi bilirdi,ocağın en iyi askerlerindendi,ok atmada ve kılıç kullanmada ustaydı,kendisine deneni hemen yerine getirirdi.Fakat askerin bu asi çıkışını hiç beğenmedi.Suratına elinin tersiyle bir tokat indirip oğlanı orada yere yıkmak aklından geçti,ama ortasında ve ocakta fazlasıyla sevilen bu çocuğa böylesine ağır bir tepki kendisini sevimsiz hale getirir,sözünün gücünü zayıflatırdı.Daha az sert bir şekilde karşılık vermeye karar verdi.
‘Tamam o zaman,’dedi.’Onun yiyeceği iki yüz sopayı sen yersin olur biter!’

İskender sessizce başını önüne eğdi.Bir adım ötesi kellesini götürürdü,ağanın istediği de buydu.Kurtçu Doğan,yeniçeriden tepki gelmeyince,’Şimdi yıkılın karşımdan!dedi.
Yakalanan yeniçeri ve İskender bahçenin kapısından çıkarken öteki,İskender’in yüzüne zorlukla çevirdi kafasını.Gözlerine baktı,’Neden?’ diye sordu.

İskender gülümsedi.’Tek aşık olan sen değilsin.’dedi.
Yeniçerinin yediği sopa onu iki hafta topallatacaktı.


2 yorum:

  1. BİR TÜRLÜ OKUYAMADIĞIM AMA ÇOK MERAK ETTİĞİM KİTAPLARDAN:)

    YanıtlaSil
  2. Merhaba,blogunuza az da olsa bakabildim.Ortak okuduğumuz ve beğendiğimiz kitaplar olduğunu fark ettim.Bu yüzden bu kitabı kesinlikle okumalısınız ;)

    YanıtlaSil