24 Ekim 2013 Perşembe

Maraz * Hande Altaylı

Maraz’lı der bazen babam,detaylara takıldığın zaman.Benim için anlamı hep bu olmuştu,öyle düşünürdüm.Maraz’lı demek sorunlu demekti.

Hande Altaylı’nın 2.kitabı Maraz.. Ben ilk kitabın devamı sanmıştım ki öyle değilmiş.Bunu anlamam uzun sürdü.Karakterimizin adı yine Aslı,35’inde ama içindeki çocukla yoluna devam eden genç ve evli bir kadın.Kitap bir cenaze ile başlıyor,Aslı’nın sevdiği ve ilkleri yaşadığı bir arkadaşını toprağa vermesiyle.Sonrasında bu travma ile baş etmek zorundayken kocasının iş seyahatinde olduğunu düşünürken aldatıldığını öğrenir.Kimbilir belki kaderi bunu çekmiştir.Annesinin marazı O’na bulaşmıştır.Babası annesinden ayrılmış ve ikinci evliliğini yapmış olmasına rağmen annesi bunu kabullenmemektedir.İki çocuklu bir ailenin büyük kızı olan Aslı’nın kardeşi ile arası hiçbir zaman iyi olmamıştır.

Kitapta yine ‘’Elalem ne der ? ‘’ düşüncesi ön plana çıkmaktadır. Yine dememin sebebi ise yazarın üç kitabında da bunun üzerine gittiğini gördüm.Bizim kültürümüzde özellikle büyüklerimizin düşündüğü bir soru değil mi ? ‘’Elalem ne der ? Elalemin ne diyeceği Aslı’nın umurunda değil.Oh ne rahat,ne güzel.Darısı başımıza derim ben.

Bir bölümde bir hayat hikayesi anlatılmakta ki, Münevver hanım kendisi Aslı’nın kapı komşusu ve Aslı’nın bir dönem en sevdiği yazarlardan Reşat Anlar ile evlilik yapmıştır.Yazmak ve romanlar üzerine arada geçen diolaglar inanılmaz muazzam.Bu bölüm bana gerçeklik payı olduğunu düşündürdü.İnsan bazen sevdiği olayları ya da insanları bir hikayenin içine saklar.Aynen o şekilde işte,belki Münevver hanım gerçekten var olan birisi ya da Reşat Anlar ismi değiştirilmiş ve Hande hanım’ın çok sevdiği bir yazardır.

Ben bu kitabı okumanızı çok isterim ;)

Okuyun derim,okuyun ve okudukça çoğalın..

(Fotoğraflar Alıntıdır.)
Şenay

Ask'a Seytan Karısır * Hande Altaylı


Esasında ben Hande Altaylı ile Kahperengi romanında tanıştım.Yaslıhan’ın sokaklarında Narin ve Fırat ile koşturdum,onların sırlarına ortak oldum.Yazarın 3.romanıydı ve diğer ikisini okumam gerektiğini düşündüm.Kahperengi kadar içine giremesemde yazarın dili iyi kullandığını ve okuyucuya istediğini verdiğini düşünüyorum.

Aşka Şeytan Karışır romanında Aslı’nın hikayesi anlatılıyor.Aslı yetim kalınca teyzesi ile yaşamaya başlıyor.Teyzesi ise ailesine göre garip bir kadın.Garip derken,garipleştirilmiş.Kendi ayakları üzerinde durabilen,özgürlüğünü önemseyen,yaşamayı seven ve kimsenin fikirlerini umursamayan bir kadın.Bu yüzden ailesi tarafından farklı görülüyor ve garipleştiriliyor.Elbette Aslı’yı da bu şekilde yetiştiriyor.Aslı teyzesinin yanında ben duygusunu öğrenerek hayata hazırlanıyor.Aşka şeytan karışır ya,aşk isteyince gelmez.Kurulduğu gibi ilerlemez ya.. Aslı teyzesinin sevgilisi ile hoyrat bir aşkın içine düşüyor.Bu O’na yanlış gelsede,yüreğine engel olamıyor.Sonrasında ise sevgilisinin birde evli olduğunu öğreniyor.Aslı’nın gelgitleri ve içinde kopan fırtınalar… Aşk cidden istenildiği zaman gelmiyor,kurulduğu gibi gitmiyor.

Okumanız Dileğiyle…

Şenay

16 Ekim 2013 Çarşamba

insanların sizden 90 saniyede hoslanmasını nasıl saglarsınız ? * Nicholas Boothman

Bu cidden,müthiş..

Daha önce kişisel gelişim kitaplarından vazgeçtiğimi söylemiştim değil mi? Evet,söylemiştim.Daha önce okuduğum kitaplarda hep bildiğimiz şeyler tekrarlanıp anlatılıyordu.Burada farklı olan ne ? Aslında hiç bir şey,burada da anlatılan şeyler çoğunlukla uyguladığımız ve bildiğimiz şeyler.Sadece burada aynı zamanda örneklendirme ve şekiller ile anlatıma zenginlik kazandırılmış.Bu kitabı herkesin okumasını istiyorum.Aslında bu kitabı ödünç verebilirim fakat bu kitap cidden arşivde olması gereken bir kitap.

Etkilendiğim notları yazacak olsam,uzun uzun yazamam.Bu ciddi emek gerektiren bir iş.Kitabının kapağına baktığımızda okuyucuda uyandırdığı algı şu olsa gerek.. ‘O’nu tavlama sanatı’ ‘Aşka giden yol’ gibi şeyler aklınıza gelebilir.Yalnız içeriği özel hayattan iş hayatına ve ilişkilerde işinize yarayacak ipuçları ile dolu.Öncelikle beden dili ağırlıklı ve ilk karşılaşmada karşınızdaki kişiyi etkilemek yada O’nun hareketlerini çözümleyebilmek için ipuçları var.Belki güleceksiniz ama,soru cümleleri bile var.Bir sohbeti devam ettirmek için hangi yolu izlemek ve nasıl sorular sormak gerek gibi.Satış üzerine örneklendirmeler de mevcut.Kesinlikle okunması gerekiyor,kesinlikle…

(Satın almak isteyenler,Beşiktaş Alkım’da bulabilir.)

Şenay

12 Ekim 2013 Cumartesi

Ask Ölümdür * Nalan Güven

Bir gün,arkadaşımla konuşurken kendisine sıkıldığım şeylerden bahsediyordum ve birden sözümü kesti.

’’-Hiç,boşuna debelenme Şenay,sen böyle mutlusun ‘’ dedi.
‘’-Nasıl yani ?’’
‘’- Böyle işte,sen kırgınlıklarla üzüntülerle besleniyor ve bunlardan
güç alıyorsun.Yeniden başlıyorsun her defasında,bunlar sana aslında ilham veriyor.’’

Elbette önce şaşırdım,ne alaka dedim.Sonra düşününce sanırım haklı sürekli bir şeylerden şikayet etmem ama sonrasından bu şeylerle arama mesafe koymamam O’na bunları düşündürmüştü.

Aslında düşünüyorum da,bizim kültürümüzde insanımızın çoğu böyle değil mi ? Yani insanların sıkıntılarını,üzüntülerini dinlemeyi severiz ve merhametle yaklaşırız.Tv’de acı bir olay olsa içine girer,sürekli izlemeye başlarız.Yalnız olmadığımı görünce daha çok sevindim.


(Sevgili Nalan hanım,bloguma rast gelmiş ve kitabını bana imzalayarak hediye etti.Bu ince davranışı,beni inanılmaz derecede mutlu etti.Kendisine tekrardan buradan teşekkür ediyorum.)

Bir kitabı,çok ince ince anlatmayı sevmiyorum aslında.Çoğu zaman,yorumları dahi okumak istemem.Yorumlarda kitapların içindeki olaylar esasında yorumlanıyor.Oysa ben kitabı kendim keşfetmek istiyorum.Yorumlar bence,sonradan okunmalı,kesinlikle.
Nalan hanım’ın ‘’Ayten’’ isimli romanını okuduğumda bir başka dünyada kıvranmıştım zaten.Şimdi benimle dalga geçenler olabilir.Ya bir filmden ya da bir kitaptan bu kadar etkilenilir mi ? Sonuçta kurgu değil mi ? Peki,elbette kurgu ama gerçek hayatta yok mu ? Tabi ki de var,böyle hayatlar..

‘’AŞK ÖLÜMDÜR’’ ; Melek annesinin ölümü ile babasıda hapise girince yalnız kalmış ve devlet tarafından yetiştirme yurduna gönderilmiştir. Kitapta burada yaşadıkları,en yakın arkadaşı ile olan ilişkisi,18 yaşına geldiğinde atıldığı hayat mücadelesi anlatılır.Daha sevilmeye en muhtaç olduğu zamanlarda ailesinden kopmak zorunda kalan Melek tüm sevgisini tek bir adama verir.Sevmek ve sevilmek için geç kalmıştır kim bilir,belkide geç kalındığı için bu kadar yoğun hissetmiştir.Sevmenin yaşı olur mu hiç ? Bence olur,insan bir süre sonra öyle deli,öyle hoyrat sevemiyor ki..

Etkilendiğim noktalar…

‘’Sadece okuduğum kadarıyla yaşıyordum aşkı.Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’sında,Andre Gıde’in Dar Kapı’sında.Her bir romanla başka bir hayali aşka yelken açıyor,karakterlerin yerine geçip aşık oluyordum.Tuttuğum günlükte onları anlatıyordum.Yalnızlığımın arkadaşlarıydı onlar.’’ (Sayfa,75)

‘’Bir sebebi olmalıydı yaşananların.Düşünmek,aramak ve farkında olmak gerekiyordu.Sadece nefes alıp vermekten ibaret değildi varoluş sebebimiz.’’ (Sayfa,100)

‘’Hem bilir misin,papatyaların kökleri topraktayken kokmaz ancak kopartıldıktan sonra kokuları açığa çıkarırlar.Belkide bu yüzden papatyalar ölümün en güzel kokusudur.Ve insanın tenine siner o koku,avuçlarımı koklarım her papatya elledikten sonra.Bana mutluluk verir,baharı,çoşkuyu,dostluğu hatırlatır ve özgürlüğü.Tek başına tutunabilmeyi toprağa ve güçlüklere rağmen gülümseyebilmeyi hayata.’’ (Sayfa,115)

‘’- Peki,neden her şeyi yarım bırakıyorsun ? Bardağındaki çayı,iştahla yediğin bir yemeği ve en sevdiğin bitter çikolatayı bile neden bitirmiyorsun ? …. – Tadı yarım kalsın diye.Bu lezzete doymamak  ve unutmamak için.Doygunluk bıkkınlık getirir.Doyunca özlem duymayız,hatırlamayız ve anılarımızda yer almaz.Oysaki yarım kalmışlar her zaman beklenir.’’ (Sayfa,138)

Okumanız Dileğiyle…
Şenay