25 Temmuz 2013 Perşembe

Kardesimin Hikayesi * Livaneli



İlk önce Leyla’nın Evi ni okumak isterdim.Elbette Serenad diyenler çoğunlukta olacaktır.Kısmet ilk olarak son kitapta buluşmakmış.Kardeşimin Hikayesi… Fark ettim ki,en çok bayan yazarları okuyorum.Artık Livaneli’yide okuyabilirim.Hep gençleri okuduğum için mi,bu kitapta ağırlaştım.Livaneli’nin ağırlığını hissettim.Söz konusu okunamayacak bir kitap olması değil kesinlikle.Kelimelerin itina ile birleşmesi ve yazarın kendinde saygınlık uyandırması,hani yazarı tanımasanız da bilirkişi dersiniz.Kitapta en çok hoşuma giden şey,karakterin kitap okumayı çok sevmesi ve farklı yazarlardan kitaplardan bilgiler paylaşılması..
Ahmet Arslan emekli mühendis,hayatın kargaşasından sıkılarak İstanbul’un uzağında Karadenize yakın sakin bir balıkçı köyüne taşınır.Burada bir ev kiralayarak istediği gibi dizayn eder.Bir evden çok kütüphaneye benzeyen yapıda bütün kitaplar oda oda ayrılmıştır.Günün çoğunluğunu kitap okuyarak geçiriren Ahmet bey kitaptaki karakterlerin ve yazarların kendisinin dostları olduğunu düşünür.Etrafındaki kimseyle iletişim içinde olmamaya özen gösterir,bundan hoşlanmamaktadır.Evine temizliğe gelen Hatice hanım sayesinde köydeki birçok kişiyi tanımak ve işlerini düzenlemektedir.Birgün köyde işlenen bir cinayet üzerine köye bir gazeteci bayan gelir.Öldürülen maktuleninde bizzat görüştüğü bir kişi olduğu için Ahmet Arslan’da sorguya çekilir ve gazeteci kızın ilgi odağı olur.İlk önce gazeteci kıza soğuk davransada daha sonrasında aralarında bir bağ oluşur.Modern bir Binbir Gece Masalları bu şekilde başlar.Ahmet Arslan gazeteci kıza,cinayetin yanı sıra kardeşinin hikayesini anlatmaktadır.
‘Aşk denen şey bazen yürür,bazen uçar;bazen koşar biriyle birlikte;bir başkasıyla ölümcül yürüyüşe çıkar;üçüncüyü buzdan heykele çevirir;dördüncüyü atar alevlerin içine.Birini yaralar;öldürür ötekini.Aynı anda çakıp sönen bir şimşeğe benzer.Geceleyin saklar şafakta zapt edilecek olan kaleyi.Çünkü dayanacak güç yoktur karşısında.’ (sayfa 107)
Karasevdayla aşk farklıdır birbirinden.Asıl tehlikeli olan karasevdadır.Araplar buna garam der.(sayfa 108)
Aşkın gözü kapalı uçurum kıyısında yürümek olduğunu bilen biri aşık olur mu hiç ? deyip sustum. (sayfa 222)
Okumanız Dileğiyle
Şenay

22 Temmuz 2013 Pazartesi

icimdeki sarkıyı susturamazsın


Aranızda Cihan Hatipoğlu'nu tanımayan var mı ? Elbette sizlere özgeçmişinden bahsetmeyeceğim.Müzik dinlemeyi sevenler,müziğe kıyısından köşesinden yakalananların böyle bir yorumcuyu tanıması gerekir diye düşünüyorum.Kendisini Joy Turk 'den Düş Bahçeleri 90'lar programı ile tanıdım.Programda ekip arkadaşı Gökhan Çınar'ı da anmadan geçmemek lazım elbette.Programın devamında yaptıkları partilerlede adlarından bayağı söz ettirdiler.Tabi ön plana çıkma sebepleri,yaptıkları işi gerçekten aşkla sevmeleriydi.Gökhan'ın 13 yaşından beri mikrofon sevdası,radyocu olmak için yaptığı kayıtlar ve Cihan'ın o muazzam kelimeleri birleştirme gücü birde şarkılar bir araya gelince harika şeyler çıktı ortaya.Cihan bu kadar güzel yorumlarken şarkıları,her şarkının bir hikayesi olduğuna inandı ve bunu yazdıklarıyla sevenleriyle paylaştı.Kitabın içinde aynı zamanda hikayesi olan şarkılardan oluşan bir adet de cd vardı.Ben bu kitabı okuyalı çok oldu,çıktığı gün alanlardan olarak müziği seven biriyseniz kesinlikle alın bir göz atın derim ;)

Bir,üç,beş,yüz olsa da bu kadınların sayısı,yetmeyecek sana.Daha çok sevsinler isteyeceksin,daha çok beklesinler.. Kimseye ait olmadan hepsini sana ait birer aşk kadınına çevireceksin. (Sayfa 48)

Ama anladım ki,sen rüyalarımdaki kadar masum değilsin..
Ve anladım ki..
Sen sadece yalnızken güzelsin.(Sayfa 49)

Biraz daha güçlü,biraz daha dürüst,daha güzel ve çok daha büyümüş olacağım üstelik.Ama hep sahici kalacağım.Yalan dostlardan uzakta mutlu huzurlu uyanacağım yarınlara.Şimdi ayna ayna söyle bana,benden daha gerçek kim var hayatımda ? (Sayfa 71)

Kırk yık düşünsem aklıma gelmezdi ya;
İnsan hiç bilmediği bir teni özleyebiliyormuş,(sayende)öğreniyorum... (Sayfa 90)

Vakti geldiğinde bana emanet ettiğin yalnızlığı sana geri vereceğim.Ve işte o günden sonra ikinci el bir yalnızlıkla dolacak sahte dünyan (Sayfa 93)

Ve sonra bende bu kitaptaki yazılardan esinlenerek birşeyler yazmak istedim,öylesine.. O kadar etkilenmiştim ki Cihan'ın yazdıklarından.Benim düşüncem kim bilir bu şarkılar hangi hikayelere yazıldı.Kim bilir bu şarkılar hangi sahnelerde dinlendi ? Terkeden kimdi,kalan kimdi ? Kim haklı kim suçlu ? Şarkı diyince aklıma gelen ilk şarkı,duyduğum anda beni saran ve söylemekten keyif aldığım sonra söyleyemiyorum O'nun gibi diye yarıda bıraktığım şarkıyı düşündüm.Ve onun için hayal ettim...

Okumanız Dileğiyle...

BIRAK BENİ

Adam elleriyle yüzünü kapatmıştı,o kadar sıkı yummuştu ki gözlerini kadın göremiyordu.Gözyaşı değil kan akıyordu yanaklarından.O derece tırnaklıyordu yüzünü.Hışımla doğruldu ve yatak odasına ilerledi.Gardolapın aynasını çekti ve eşyalarını toplamaya başladı.Usulca peşinden ilerledi kadın sessizce izlemeye devam ediyordu.Alt çekmeceden ayakkabılarını aldı,banyodan iç çamaşırlarını .. Geride hiç birşey bırakmıyacaktı.Delicesine toparlanırken kadın dokunmak istedi O'na yavaşca yaklaştı ve yavaşca sarıldı.Öylece kalakaldı adam,olmak istediği yer burasıydı.Sevgilisinin kollarında olmak istiyordu.Eli kolu bağlanmış gibiydi.Adım atmak istese düşecekmiş gibi bir his kapladı tüm benliğini ...
-Bırak Beni diyebildi.Bırak Beni yeter aldattığın yeter artık ...
Sesi boğuklaşmıştı,kendisi bile iç sesini zor duyuyordu.Kadına duyurmak olanaksızdı.Herşey O'na bağlıydı ne olucaksa önce O'nun istemesi gerekiyordu.Nasıl bu kadar O'na bağlanmıştı.Aşk savaşmak mı demekti yoksa kendini ispat etmek mi ? Kadın usulca bir öpücük kondurdu dudaklarına ve boynuna doladığı kollarını çekiverdi.Pencereye doğruldu bir sigara yakıverdi denize doğru .. Sigara değilde yanan adamdı sanki.Yatağın ucuna süzülüverdi adam ..
-Bu nasıl sevgi ? Sen kendine aşıksın sen yalancısın.Hatta sevişirken bile yabancısın.Sen kimsin sen ne rahat insansın ?
Kadın cevap vermiyordu.Kim bilir verilecek bir cevabı yoktu.Belki sessizlik onaylamak demekti.Adamın iç dünyasını ezberlemiş ama kendini çözemiyordu yada ifade edemiyordu.Adamın sesi duyulan tek sesti.
- Çok istedim unutmak istedim esmer ellerini gözlerini kokunu yanık tenini bana dokunduğun anda hislerimi unutmadım oysa sen bir yalancısın sen kimsin sen ne rahat insansın ...
Ceketini aldı,Kadın doğum gününde aldığı tek taş yüzüğü uzattı.Kendisine ait hiç birşey bırakmamıştı nede olsa.Adam bir anlamı var mı diye baktı.Aynaya döndü,gördüğü kendisimiydi.Aynalar her zaman gerçeği mi gösterirdi.Bu yüz O’na mı aitti.Aynalar herşeyin bir yansımasımıydı.Sinirle bir yumruk savurdu,sessizlik aynanın patlamasıyla delindi.Yerdeki beyaz halı kırmızıya boyandı.Kadın o halıyı çok severek seçmişti.Belki halıya üzülmüştü adama göre merhametsizdi.Adam duyarsızlaşmıştı,kanlar boşalan elini umursamadı bile.
-Seviyorum kahretsin,seviyorum ölesiye çok seviyorum kahretsin yaşadığım en derin aşksın sen ...
Bavulunu aldı,kapıyı kapattı ve gitti.
Bir sigara daha yaktı kadın .. Duman kapladı bütün odayı,dumandan gözleri yaşardı fakat taşamadı.
-Ben bende bittim sana kalamadım be adam dedi.İki dudak kalmıştı sigarasına çok sevdiği halıya fırlatıverdi.Çokda severek almıştı o beyaz halıyı istemişti aslında kendisinin olmasını.Anında tutuştu halı cayır cayır .. Kadın kılını bile kımıldatmadı.Kendisi çoktan yanmıştı ...
ŞENAY AL

13 Temmuz 2013 Cumartesi

Bir Cihan Kafes * iclal Aydin

Sanırım kadın hikayeleri okumayı seviyorum .Özellikle acılarından savaşarak çıkan güçlü kadınları.. Hayatta tek başına dik duruşlarını.Hayatta herkes bir ve tek değil mi ? Nasıl geldiyse öyle gidilmeyecek mi ? Bir başına,kuş misali.Dünya dediğimiz bir kafes değil mi ?

Bir cihan kafes işte.. Geldin kondun.Kırıldı kanadın,yoruldun.Nefesin bitti.Gözünü yumdun.Hepsi bu !! (Bir Cihan Kafes - Sayfa 324)
İclal Aydın benim için hep farklı oldu.Yazılarında kendimi bulduğum yazarlardan birtanesidir.En sevdiklerimden,ezbere aklımda kalan yazılarından ‘Yaz Bitmeden’ kitabında yer alır.Kendi kendime öldürüyorum kahramanlarımı der o yazısında.Aslında uzaktan sevdiği insanların uzaktan sevilmesi gerektiğini tanıdıkça kahramanların kahraman olmaktan çıktıklarından bahseder.Bir Cihan Kafes ise İclal Aydın’ın ilk roman’ı .. Üzerinde adı yazılmamış olsa bile,İclal Aydın okuyucusu bu kitabı İclal Aydın’ın yazdığını kesinlikle anlar.Her kelime duygulara bulanmış,özelikle hisler kelimelere sarmalanmış.En çok duygusal analizlere yer verilmiş.
Kitapta üç kuşak kadının (Samire-Yaşar-Lorin) hayat hikayesi ve birbirleriyle bağlantıları anlatılmakta.Üç kadında hayatta karşılaştıkları acılardan yalnızlıklarıyla savaşmış ve güçlü çıkmış.Sevgisizlikten sevgisizlik büyütmüşler kimi zaman,yine de birbirlerinden kopmamışlar.Hikaye git-gel şeklinde parça parça anlatılmakta ve bize düşen parçaları birleştirmek.
Ve altını çizdiklerim…
Kadın duaları!..O dualara ne çok gözyaşı karışır.Ve ah o gözyaşları!Bir damlanın ağırlığı ne olabilir ki ? diye düşünür insan.Oysa tartıya gelmez ağırlıktadır bazıları.  (Bir Cihan Kafes Sayfa 32)
Çok mutluydu o anda Lorin.Doruk,dudağındaki kelebekleri öpüyordu.(Sayfa 82)
‘İstanbul…Mor salkımlar var şimdi.’ Diye düşündü.’Sokaklarda mısır haşlanır.Kaan sokakta kedi sevmeyi,simit yemeyi,ağaca tırmanmayı öğrenir.İstanbul mutsuz yatsan da sabah bir mucizeye uyanabileceğin bir şehir.Kim bilir,belki sevebileceğim biri de çıkıp gelir..’ (Sayfa 101)
Aşkta mesele şu ki.. O dönme dolap ,adı üzerinde,dönüyor… Yükseliyor… Alçalıyor… Ama sen en tepedeki halini anımsıyorsun.(Sayfa 114)
İnsan birini hayatından çıkarmaya çalıştığında onu daha mı çok büyütüyordu içinde yoksa ? Meleği ile şeytanının aynı adamın bedeninde olduğuna inanacak kadar karmakarışık etmişti dünyasını bu ilişki.      (Sayfa 221)
Okumanız Dileğiyle…
Şenay