28 Haziran 2013 Cuma

Gizli Anların Yolcusu * Ayse Kulin

Saat erken,güneş tepede.. Fonda üç gündür dilimden düşmeyen bir şarkı,kitabın hatırına bu hikayenin etkisinde dinlediğim.’Ah gönlüm Kırık Ayna,başımı alıp nerelere gideyim,sen bana yar olmadıktan sonra ben elleri neyleyeyim ? ‘ diyor Gökhan Keser ince ince.. Bu arada şarkı kitapda geçmiyor,şarkı bende sadece.
Seneler önce Ayşe Kulin’in bir kitabını okumak istemiş,başaramamıştım. Elime her aldığımda sıkılmış,yarım bırakmıştım.Belki zamanı değildi,beklide yaşıma uygun değildi.Şimdi bu kitaba başlarken iki arkadaşımın önerisiyle,Şenay bu kitabı oku kesinlikle okumalısın diyen İlknur abla ile konuşmaya o kadar ihtiyacım var ki,kitabın etkisinden çıkamıyorum.Ayşe Kulin’in amacı bilinmeyen bir hissi hissettirmekse bunu başardığını söyleyebilirim.Yalnız hislerine tercüman olduğum kişinin kesinlikle İlhami olmadığını söylemem lazım..
Kitap 1.şahıs tarafından İlhami’den dinliyoruz hikayeyi.. Evli iki çocuk sahibi 40’larında bir yayınevi sahibi yakışıklı bir ihtiyar… İş ortağı Handan,eşi Eda,kızı Derya diğer karakterlerden.İlhami’nin hayatı oğlunu bir trafik kazasında kaybetmesiyle değişiyor.Oğlunu kaybeden İlhami dengede kalmayı sağlamaya çalışırken aynı zamanda eşi Eda içinde özel bir mücadele veriyor.
Bora,yayınevinde grafiker harika kapak tasarımları yapan genç.. Handan’ın önerisi ile işe başlamış yayınevinin en sevilen çalışanlarından.. İlhami ve Bora birgün Karadeniz’e beraber bir yolculuğa çıkmak zorunda kalıyorlar.İşte ne oluyorsa o yolculukta oluyor.O yolculuktaki yakınlaşmaları,ikisinide kısır bir döngü çıkmaz bir sokağa sürüklüyor.
En çok Bora’yı sevdim.Adı acımak mı ? Bendeki Merhamet duygusu mu ? Gerçek hayatta olsa Bora karşıma dikilip – Hayır lütfen,bana acıma dermiydi ? Bilmiyorum,İlhami’ninde Bora’ya yaklaşması merhamet duygusu ile oluşmadı mı ? Benim en çok takıldığım Bora’nın ya da Bora gibilerin hep küçük mutluluklarla yetinmek zorunda olması.Ellerindeki mutluluğu büyüterek ona sarılmaları.. Hiçbir zaman kendilerini deşifre edememeleri,ne kadar da saçma değil mi ? Bunun ötesinde evli bir adam,evli bir adamı paylaşmaya bile göze almak.. Bora’yı görsem O’na keşke aşkını hep uzaktan yaşasaydın derdim,çünkü İlhami onun ışığı olamayacak kadar lekeliydi.
Okunması Dileğiyle..
Şenay

22 Haziran 2013 Cumartesi

Dügümlere Üfleyen Kadınlar (D.Ü.K)

Hayatta her şeyin bir zamanı var demek ki,biz bir şeyi isteriz ya da yaparız diye sıralayarak listeler hazırlarız ya genellikle..Ece Temelkuran’la burada bu hikayede tanıştık.Ne tanışmak ama… Ben bir sürü kitap almıştım listeme aslında,kitabın konusuna vs bakmamıştım.Bir kitap önerisiydi ve elimdeydi.Gezi parkının direnmesi,bu bir diriliş değil direniş mesajları sarsarken gündemi bu kitabın bir kedi misali kucağıma ve kalbime süzülmesi bir tesadüf olabilir miydi ? Bu kitabı okumanın tam zamanıydı.Şu anda hemen okunmalı bu kitap…

Birinci tekil şahıs hikayemizi anlatan,yani yazarın ta kendisi.. Hikayenin ne tarafı kurgu,ne kadarı gerçek inanın bilmiyorum.Bilen varsa lütfen beni de aydınlatsın.Hikaye gazeteci olan yazarın Türkiye gündeminden kaçarak Tunus’a gitmesiyle başlıyor.Tunus’da kendisi gibi kendi hikayesinden kaçan iki kadınla karşılaştığında bambaşka bir hikayeye dahil olduğunun farkında değil henüz..

Maryam : Mısırlı bir akademisyen (Tarihçi) Tahrir’de devrimi başlatan önemli kadınlardan… Kalın derisinin altında ince ve hoyratça kullanılmış duyguları var.En çok kendinden kaçmak istiyor ve en çok kendini değiştirmek.Değişirse intikam duygusu yok olacak ve kendine eziyet etmekten vazgeçecek.Kanayan yaraya pansuman yapmak yerine toprak atıyor,kapatıyor ve görmemezlikten geliyor.Bu hikayeye düşene kadar,bu hikaye O’nunda kendini bulacağı ve yaralarıyla yüzleşeceği yer.Bu aslında bir yol hikayesi.Mesafeler değil önemli olan,kendi içinde olan bir yolculuk.
Amira : Tunus’lu Dansöz ; sevdiğinden ve kendini sevmeyenlerden kaçarken bu hikayeye düşenlerden.. Müslüman bir ülkede bildiği ve yapmak istediği tek şey dans etmek.Bunu kabullenemeyen ve O’nu hor gören ülkesi,ailesi … Amira ne istediğini bilen,bu hikayenin en tatlı en masum karakteri aslında …
Madam Lila : Bir kadın düşünün,ne derler halk dilinde ‘Ben feleğin çemberinden geçmişim…’ işte Madam Lila için söylenicek tek söz .. Güzel,alımlı kötü ve bir o kadar da iyi bir karakter Madam …
Türk gazeteci , Maryam ve Amira Tunus’da bir otelin terasında evlerden birinde bir çift göz bir müzik eşliğinde Madam Lila ile tanışırlar.Madam Lila bu üç kadından çok etkilenir ve Onları ertesi gün evine yemeğe davet eder.Onları evine davet etmesi boşuna değildir elbette.. Madam Lila bu üç kadını hayatına ve hikayesine ortak edeceğini ilk gördüğü an anlamıştır.Madam teklifini sunmakta gecikmez.Bir yolculuğa çıkacaklarını,eğer bu yolculukda kendisine eşlik ederlerse onlara istediklerini vereceğini ve bu yolculuğun aslında Onların kendilerini bulmak ve anlamak adına olacağını söyler.İlk başta olumsuz gelen fikir Amira’nın ortalığı karıştırması ve Türk Gazetecinin tam uçağına binip ülkesine dönecekken gelen telefonla ortada kalmasıyla değişir.Bir anda kendilerini bir otomobilin arka koltuğuna dizilmiş,nereye neden gittiklerinden habersiz Madam Lila’nın eteklerinin çevresinde bulurlar..
Bir bilseniz,ne kadar zor bu kitabı yorumlamak.Bir tarafını almak kesip yapıştırmak üstüne yağlamak boş ve anlamsız cümleler yazmak çok saçma.. Daha önce böyle bir kitap okumadım,yazara görede yazılmamış zaten ve ben okurken hiç bitmesin istedim.Uzun uzun okudum her cümleyi.. Kendimi en çok Maryam’da buldum.Maryam ‘ı düşündüm,Amira’yı uzun uzun yüzlerini hayal ettim.İki garip kadının birbirine bile açamadıkları yüreklerine sarılış hikayesi.Birbirlerine hem annelik hem kardeş hem yaren olmalarını izledim.Ben Maryam evet,ben kesinlikle o kadındım. Kalın derisinin altında ince ve hoyratça kullanılmış duyguları olan en çok kendinden kaçmak isteyen ve en çok kendini değiştirmek isteyen.. Gerektiği zaman kırmaktan çekinmeyen ve en sonunda en çok kendine kırılan o kadın bendim.Sonra O’nun gibi bende Amira’mı çok sevdim.Madam Lila’nın feminist söylemlerinde ‘Siz kadınlar,içinizde tanrı taşıyanlardansınız.Ve sizin gibiler kendi hikayesini yazmak zorundadır.Yazanlar yalnız kalmak zorundadır.’ Gezinirken gözlerim … Üç güçlü dominant karakter ve yalnız,ortamda bir erkek yok.Elbette kahramanlar hep erkek olacak değil ya.. Yazarımızda bu düşünce ile çıkmış yola.Bütün hikayelerde neden kahramanlar bir erkek ? Ece Temelkuran ‘Bir erkek bir kadının nefesi kadardır.’ Diyerek açıklamış her şeyi.. Ben yine takıldım ama,üç güçlü karakter ama yalnız.. Hayalimde başka bir yazı bu sefer Asiye Sinici’den ‘Güçlü kadınlar yalnız olmak zorunda mı ? ‘ Bu lanet ikilem.. Mahvetti bu kitap beni,nasıl çıkılır ki etkisinden…
“Sendeki sende kalacak. Kimse ile ilgili değildi, kimse ile ilgili olmayacak. Aşk onunla ilgili değildi, olmayacak. Yerine başkası gelecek, aşk hep sende kalacak. Gelecek olana yer aç.” (s.203)

Söyledim size,bu kitap üzerine yağlı cümleler kurmak çok saçma..
Okumanız Dileğiyle…
Teşekkürler Ece Temelkuran