22 Mart 2013 Cuma

Kahperengi * Hande Altaylı




İnsan kendini tekrarlamayı seviyor herhalde.Bugüne kadar yazılmayan kaldı mı aşk üzerine.Bir romanda farklı olan ne olabilir ? Bir dizide,filmde anlatılan çoğu zaman aynı yollar farklı.Anlatılanlar aynı olduğu halde,hep bir popüler olma durumu bildiğimizi izleme okuma kendini tekrar etmek değilde nedir ?
Ege’nin Yaslıhan kasabasında unutulmaya yüz tutmuş hayatları paylaşan insanlar,sefalet ve yoksulluk içinde.Herkesin istediği aynı,oradan ayrılmak yolunu çizmek.Narin bu yoksul ailelerden Moskof Recep ile Kara Hatice’nin ortanca çocuğu.Abisi Mehmet ve kız kardeşi Şadiye.Tek bağları kan bağı,aynı çatı altında toplanmış bir mahkum sürüsü.Kara Hatice ile zorla evlenen Moskof Recep ne birgün karısını sevebilmiş nede bu yüzden evlatlarını sahiplenmiş.Hepsini üstüne yük bilmiş,dövmüş,küfretmiş sahiplenmemiş.Narin’in çocukluk yılları ve her şeye rağmen ailesine sahip çıkma isteği ve daha yeni yeşeren umutlarıyla 16’sında tutulduğu aşk.. Adı Fırat,adı gibi deli adı gibi gürül gürül yakışıklı kasabanın zengin ailelerinden birinin tek çocuğu.Üstelik Narin’in abisinin arkadaşı.Narin ilk gördüğü anda aşık olur Fırat’a,ailesine veremediği tüm sevgisini O’na yükler.Narin Yaslıhan’dan kendini kurtarabilen nadide insanlardan.. Birgün ansızın her şeyi arkasında bırakarak okulu kazanıp İstanbul yollarına düşer.Kendine yeni bir hayat kurabilecek midir ? Bildiklerinden hayır görmemişken tanımadığı insanlar,bilmediği yollar önünde uzar.
İnsan sever tekrarlamayı,yoksa yaşamanın ne anlamı kalırdı.Herşey insan için değil mi ? Yeniden sevmek lazım her yanıldığında,her düştüğünde yeniden ayağa kalkmak ve yollara düşmek gerek.Dün gece başlayıp sabaha karşı bitirdiğim bu kitabı herkes okuyabilir.Sürükleyici,sonu biraz erken geldi yarım kaldı gibi ama yinede güzel… Üstelik kitabın uyarlaması dizi halinede çevrilmiş.’Merhamet’ Kanal D’de yayınlanıyor.İzlemeden önce okumanız dileğiyle …
Senay

7 Mart 2013 Perşembe

Seker Portakalı * Vasconcelos



Babamla bir ortak özelliğimiz var.Belki birden fazla,sonuçta gen çeker nede olsa.Ne zaman bir film izlesek hele o film eski türk filmlerindense en basit yerinde babamın gözleri kısılır ve iç çekişleri başlar.İçimizden ‘Yok artık,burada da ağlanır mı ?’ deriz.Sonra bakarım bende de iç çekişler.Ufak şeyler karşısında çabucak sinirleniriz gözümüz döner,çabucak unuturuz.Üstünü kapatır,yaşanmamış gibi yaparız.Üstüne gitsek,silmek gerekir yada koparıp atmak.İnceldiği yerden kopar çünkü..
Şeker Portakalı’nı herkes okumuş da bir ben okumamışım.Bana kimse oku demedi ki,ee yasaklanınca merak var elbette.Ne yazıyor bu kitapta,neden yasaklandı ki ? Başlamamla bitirmem bir oldu,o kadar sürükleyici o kadar benden.. Ve ağladım,ağlarkende dikkat çekmek istemedim.Biri de ne okuduğumu görmesin diye kıvrandım.Bu kitapda da ağlanır mı ? demesin kimse.Sahi okurken aranızda ağlayan var mıydı ?
Zeze fakir bir ailenin en küçük çocuğu,henüz 6 yaşında.. Yaşına göre fazla büyümüş,yaşam şartlarıyla olgunlaşmış.Babası işsiz,annesi çalışmakta evi onunla çekip çevirmekteler.Zeze oldukça haylaz,yaramazlıkta sınır tanımıyor.Üstüne parasızlık da eklenince doğal olarak Tanrı’nın ve Hz.İsa’nın O’nu sevmediğini düşünüyor.Zeze’nin şeker portakalı fidanı,O’nu tıpkı bir insan gibi kişiselleştirip benimsemesi ve onunla arkadaşlığı.. Öncesinde hiç sevmediği biriyle sonra dost olması,ailesinden görmediği ilgiyi ondan görmesi.. Ve küçük bir çocuğun kaybedişleri,hayal kırıklıkları bütün bu olanlara bir neden araması sadece kendini değil ailesinin sorunlarını sahiplenip sırtlanması..
Kaç yaşındaydım,hatırlamıyorum.Bizim ahırın arkasında boyunu ölçemeyeceğimiz kadar uzun bir ağacımız vardı.Abim her yaz o ağaca tırmanır ve dalına bir salıncak kurardı.O salıncak öyle bildiğimiz uyduruk çocuk salıncağı değil.Annem’de binerdi,abimde gelen giden herkes hatta 2-3 kişi de oturabilirdi.O salıncağa bindiğimde çok hızlı sallanabilirdim.En uzak dala kim dokunacak yarışlarımız vardı.Biraz daha sallanabilsek,gökyüzüne bile değebilirdik diye düşünürdüm ve hiç korkmazdık birbirimizi sallarken.. Taki yüksek gerilim geçene kadar.. Ağaç kesilecek denildiğinde hepimiz üzüldük,senelerdir yaşayan o ağaca bir daha olmayacak salıncağa.Elbette ağacı kesenlere,gerilimi getirenlere az küfretmedim.En büyük ağacımız oydu ya,sahi dedem mi dikmişti o ağacı ? En güzel hatıralarımdandır.Uzun süre bir salıncağımız olmadı.Birkaç sene önce babam hemen evin önüne mekanik bir salıncak oturttu.Anlıyacağınız olan da onun yerini tutmadı.
Bununla beraber birçok ayrıntı hatırladım kitabı okurken,belkide benzetmeler yüzünden bu kadar dokundu.Neden yasaklanmış olabileceğini düşündüm.Çocuklarımızı ana haberlerdeki şiddetten evin içinde yaşanan kargaşadan dünyadan koruyabiliyormuşuz ki bir kitaba yüklenmek saçma geldi.Öyle yada böyle kırılacak bir çocuk,kaybedecek ki kazanmanın önemini bilecek.Bizim yapabileceğimiz o bu ayrımları yaparken yanında durabilmek destek olabilmek..
Okunması Dileğiyle
Şenay