19 Ocak 2013 Cumartesi

Ayten * Nalan Güven

Kitapları genelde kitapçılarda incelerim.Tavsiye değilse şayet.. Bazı kitapçılarda bilirsiniz oturma,okuma bölümleri var.Genelde molalarım buralarda geçer.Gözüme kestirdiklerimi alır arka kapağını okurum.Bir kitabı satın alırken,satın aldıran şey arka kapakta yazılmış olanlardır ve genelde arka kapakda hep etkileyici sözler yazar.Ayten’in kitap kapağını çok beğendim ve arka kapağını okudum.
Biliyordum, öyle kolay değildi seni sevmek ! Sessizce biriktirdim seni yüreğimde…
Bir anlık bakışını yakalayabilmek uğruna
Gözlerine hapsettim umutlarımı.
Tek özgürlüğüm düşlerim oldu.
Şikayet değil, ben gönüllü seçtim hayallerimi.

Ben unuttum çoktan, gözlerin ne renkti, en çok hangi rengi severdin, en beğendiğin şair kimdi?
Ben unuttum çoktan, seni gördüğüm mevsim hangisiydi ama şu çalan şarkı kulağıma gelmeseydi…

Ayten, yüreğinizi yakacak hikayesi ile kadın olmanın gurunu, kadın olmanın dayanılmaz ağırlığını omuzlarınızda hissettirecek…

Kitabı alırken ruh halim gayet iyiydi.Sinema öncesinde boş zamanımızda okumaya başlayan aslan parçası Efe’miz ile birçok kitabı inceledik,derken Ayten ve yanında 1-2 parça kitap alıp çıktık.
Ayten’i okumaya başladığımda ise kötü olan ruh halim iyice çöktü.Feminist duygularım kabardı.Hıçkıra hıçkıra ağlayarak kitabı 2 günde bitirdim.
Ayten henüz hayalleri tomurcuklanmamış genç bir kadındır.Annesi ve babasının geçimsizlik ihanet sebebiyle boşanmalarına tanık olur.Bir süre babası ve üvey annesi ile yaşar ve sonra ayrılmak zorunda kalır.Ayten’in mücadelesi o anda başlar.Yalnız kalmak ve bir ev sorumluluğu üstlenmek o kadar da kolay bir şey değildir.
Yalnızlık ömür boyu sürecek değildir ya,yalnızlık Allah’a mahsustur.Ayten’de aşık olur,karşılığı olmayan yaman bir sevdaya tutulur.Tek yürekte çift kişilik sever.Lakin sevdiği adam hem kendisinden farklı üstelik evlidir.Ayten aşkı uğruna kaderine razı olur ve sevdiği adam için yaşar.Aşkını mektuplara gizler,söylese tesiri yok sussa gönül razı değil.
Ayten gibi kadınlar var mıdır ? Kesinlikle,milyonlarca.. Kadın dediğin o kadar dayanıklı bir o kadar da muhtaç değil midir ? Ben Ayten gibi sevebilir miydim ? Hayır.Hiç sevilmemiş biri belkide bu kadar sevebilirdi.Sevdasını her şeyden üstün tutabilirdi.Ben tutamazdım,bırakırdım.
Yaşanmış bir hikaye midir ?  Bana hiç kurgusuz yaşanmışlık olarak hissettirdi.
Ağlama ihtiyacı olup da ağlayamayanlar,alın okuyun bırakın gitsin. Soru soranlara da kitaba içerlendim fena bir hikaye dersiniz.
Okumanız Dileğiyle…

16 Ocak 2013 Çarşamba

Uzun Hikaye

İnsanoğlu yazarken çizerken söylerken hep bir etkileşim söz konusudur ya,etkilenirsin yazarsın etkilenirsin çekersin etkilenirsin söylersin.Orjinal diye bir kavram var mıdır gerçekten ? Son zamanlarda eski romanlarımızdan hikayelerimizden filmlerimizden dizi,film versiyonları yeniden hazırlanıp önümüze sunulmakta.Yaratıcılık tükendiğinden midir ? Filmlerin dizi versiyonlarını çekmek,bir de benim gözümden bakalım demek olsa gerek.Bunlardan bazıları tutulan bir projeyi ticari amaçlı yok etmeye kadar götürür.Bir yemek önümüze az geldiğinde mesela tadı lezzetli olur.Annem ‘Az ya,ondan böyle güzel olsa yemezsiniz.’ Der.Herşeyin kısası damakda kalanı makbuldur.Mesela Stephanie Mayer Alacakaranlık serisini devam ettiricekmiş.Üçüncü romana kadar severek okuduk.Dördüncü seride ihanet etmeyelim dedik.Yetmez mi ? Devamı yazılıcakmış,ne yazılıcak daha merak ediyorum.Adını Feriha Koydum’da ticari amaçlar uğruna uzattıkça uzatıldı.Çok sevdiğimiz bir hikayeyi bambaşka bir boyuta taşıdılar.Neden buralara geldim,bilmiyorum.Yazılan romanları,hikayeleri film olarak çekilmesine bir sözüm yok.Filmi izledikten sonra beğendiysem,kitabınıda okumak adetimdir.

Uzun Hikaye Mustafa Kutlu’nun hikayesi.. Osman Sınav’ın beyaz perdeye uyarladığı başrollerinde Kenan İmirzalıoğlu ve Tuğçe Kazaz’ın paylaştığı bu güzel filmi ilkinde tesadüf ikincisinde severek sinemada izledim.İsminin Uzun Hikaye olduğuna bakmayın,kitapa gelince kısacık bir yazı.Hikayeler kısa olur çünkü,romanlar uzun olur.(Burada gülmeniz gerek,lütfen) Ben özellikle aradaki farkları bulmak için kitapları okumayı tercih ederim.Film elbette hikayeden uyarlama,çok farklı olmasada kitap gerçekçi film film gibi.
Bulgaryalı Pehlivan Sülüman'ın torunu Sosyalist Ali (lakabı sosyalist),dedesini de kaybedince varını yoğunu satarak şehir şehir dolaşmaya başlar.Eyüp'de okurken sevdalandığı Mustafa'nın annesi Münire'yide kaçırarak Uzun Hikaye'ye kahraman eder.

Hikaye Mustafa’nın ağzından anlatılır.Babasının annesi ile tanışmasından başlayarak aşklarından,nasıl büyüdüğünden bahseder.Babasının eşitlik anlayışı nedeniyle hiçbir yerde tutunamadıklarından ve geçtiği kasabalardan sevdiği ve gördüğü insanlardan bahseder.
Okumanız dileğiyle..
Filmide izleyin elbet ;)


10 Ocak 2013 Perşembe

Anneler Ve Ogulları icin


Ne zaman bir oğlan çocuğu istedim ? Erkek gibi olduğum için mi bir oğlum olmalıydı ? Neden oğlan ? İsmi bile hazırdı hep .. ‘Emre’ Anlamını öğrendiğimde daha çok sevmiştim.’Arkadaş Canlısı,Sevdalı,Tutkun’ demekti anlamı.Adı gibi olsun diyecektim kulağına fısıldarken,öyle hayal ettim.Öyle hayaller kurduk en yakın kız arkadaşlarımla evcilik oynar gibi ev ve aile çocuk hayalleri kurduk.Kim bilir aynı anda mı çocuklarımız olucaktı ? Aynı okullara mı gidiceklerdi ? Aynı anda mı anne diyeceklerdi ? Birimiz kek yapıp beslenmelerine paylaştırırken birimiz matematik birimiz İngilizce çalıştırıcaktı.Onlarda üç arkadaş olucaktı; Emre,Çağlasu ve Gökhan … Kimbilir belki birbirlerini severlerdi,biri birine aşık bile olabilirdi.Çağlasu küçük olmalıydı.Emre ile Gökhan O’ndan büyük,ama en büyükleri Emre olsun isterdim diğerlerine sahip çıksın,Onları sıkı sıkı sarsın diye… ‘ Birgün anne olur muyum ? ‘ bilmiyorum ama olursam oğlan annesi olurum.
Bu kitapta birbirinden farklı annelerin ve kimi zamanda oğulların yazıları paylaşılıyor.Oğlan annelerine örnek olsun ders olsun diye kısa kısa hayattan hikayeler paylaşılıyor.Bazılarında gülümsüyor,bazılarında hüzünleniyorsun.Yer yer tıkanmak da mevcut.
Aralarından bir hikayeyi sizlerle paylaşacağım.Bu hikayeyi okumadan önce bir tv programının üzerine annem ‘Bu dünyada evlat sahibi olucaksın.’ demişti.Yoksa mal mülk neye yarar,diye yorumunu sürdürmüştü.Belkide bu yüzden bu hikayeyi okuduğumda aklımda beliren isim çok netti.
Okunması Dileğiyle…
İsim Koymak
Küçük oğlum Aaron üç yaşlarındayken ciddi hedeflere sahipti;büyüdüğünde yarış arabası sürücüsü veya süper kahraman olmak istiyordu.O sıralarda ona kedi yavrularına isim koyması için bir şans tanıdım.Herhalde dünya üzerinde ‘Biyonik Adam’ ‘Biyonik Kadın’ gibi tek unutulmaz isimlere karşılık veren tek kediler onlardı.
Bir ya da İki yıl sonra tatlı mı tatlı,tüy yumağı bir kedicik için ‘G.I.JOE’ adını önerdiğinde,her annenin sahip olduğu veto hakkını kullandım ve kediciğe ‘KATİE’ adını koydum.Aaron büyürken evimize katılan yavru köpeklere kedilere,balıklara ve dağ gelinciklerine isim koymasını önermek konusunda kendimi tutmayı başardım.Köpeğimizi bilgisayar oyunundan çıkmış bir isimle yanımıza çağırdığımızı hayal edemiyordum : ‘Kıyamet Kraliçesi! Kıyamet Kraliçesi!’ Gel Kızım ‘Beavis’ yada ‘Duke Nukem’ gibi isimlerede hayran olduğum söylenemezdi.
Zaman akıp geçerken yarış arabası sürücülerinin ve süper kahramanların hayatları Aaron’a eskisi kadar cazip gelmemeye başladı.Onu çeken iş dalları konusunda çok daha olgun ve pratik bir yaklaşım sergiliyordu artık: DJ’lik,Rock yıldızlığı ve profosyenel futbol oyunculuğu gibi işler.Gelecekteki işi mutlaka heyecanlı son derece karlı ve en önemliside onu meşhur eden bir iş olacaktı.
Ne var ki,hepimizin bildiği gibi,hayat muhteşem hayallerimizin yoluna taş koyar.İşte böylece oğlum sonunda işe girdi.Karısı Wendy ile birlikte Almanya’ya tayin edildiler.Dakikası seksen sent yazan telefon görüşmesinde hızlı hızlı konuşurken,işini sevip sevmediğini sorduğumuzda güldü ve ‘Hergün koca koca posta çuvalları kaldırıp indiriyorum! Sizce bu işi ne kadar sevebilirim ki ?’ dedi.
Kızları doğduktan kısa bir süre sonra,ilk torunumuzu kucağımıza alma sevdasıyla kanatlanıp Almanya’ya uçtuk.Yolda giderken kendi kendime.’Dünyada ‘Victoria Grace’ isminin zarafetini taşıyabilecek bir bebek var mıdır acaba?’ diye mırıldandım.
Bu sorunun yanıtını bulmam yaklaşık iki saniye sürdü.Benim tamamen tarafsız görüşüme göre,ender rastlanan bir bileşime sahip olan Victoria hem güzel hem de zekiydi;üç aylıkken bile.Ona büsbütün,çaresizce aşık olmak beni şaşırtmadı.Beni asıl hazırlıksız yakalayan,oğlumu kızıyla bir aradayken izleme tecrübesiydi.
Aaron’u havaalanında görür görmez,onda farklı bir şeyler olduğunu sezdim.Kızını dedesiyle ve babaannesiyle tanıştırmak için kucağına alırken gözleri parlıyordu.
‘Gülümsüyor,cilve yapıyor ve gülüyor.’dedi gururla.’Sizce de annesi kadar güzel değil mi ?’
Kollarımızı Victoria’ya sararak,tatlı bebek kokusunu içimize çekerek ve sevinçten ışıldayan gözlerle Wendy’ye bakarak,bizimde aynen öyle düşündüğümüzü söyledik.
‘Böyle tutulmaktan hoşlanıyor.’dedi oğlum onu nasıl tutucağımızı göstererek.
Victoria’nın uyku saatlerini,yeme saatlerini ve gazının çıkarıldığı saatleri hemencecik öğrendik.Yeni anne babanın evini gezdik;Victoria’nın sevdiği oyuncakları ve salıncağıyla çok güzel bir biçimde döşenmiş bebek odasının dışında banyo,mutfak ve bizim kalacağımız oda gibi gereksiz yerleri de.
O haftayı büyük bir zevkle Victoria’yı kucaktan kucağa aktararak,dördümüz de onu kucağımıza almak için sıramızı bekleyerek geçirdik.Yemeğimizi yerken o bizi salıncağından,yemek masasının yanında duran ve pille çalışan o muhteşem aygıttan büyülüyordu.Bir akşam yemeğe dışarı çıktık.Victoria huysuzlanmaya başladı.Bu alışılmadık bir durumdu.Victoria huysuz bir bebek değildi.
‘Sıkıldı.’dedi oğlum.’Onu bebek koltuğunda sallayacağım.Buna bayılıyor,ona evdeki salıncağı hatırlatıyor.Burada yeterli alan yok,o yüzden dışarı çıkıyorum.’
İçimizden biri mutlaka ara sıra onlara bakmak için yemeğini bırakıp Almanya’nın temiz havasına çıkıyordu.Oğlum kolunu bir sarkaç gibi sallarken elindeki bebek koltuğunda yatan Victoria halinden hoşnuttu;babası onu sallamaya devam ettiği müddetçe.
‘Kolun yorulmadı mı ?’diye sordum oğluma.
Omuzlarını silkti.’Her gün posta çuvalları kaldırıp indiriyorum;bu da bir şey mi ?
Hiçbir profosyenel futbol oyuncusu böyle antreman yapmıyordur diye düşündüm.Eve dönerken arabada müzik özenle seçildi.’Victoria U2 seviyor’ diye açıkladı DJ.Ardından hız limiti olmayan otobanda yarış arabası sürücüsü gibi sürdü arabayı.
‘Eğer çok yavaş sürersen,arkadan çarpıyorlar.’dedi Wendy,belki parmak eklemlerimizin bembeyaz kesildiğini fark etmişti.
Eve sağ salim varınca,oğlumun torunumu muz gibi soymasını ve ona büyük bir ustalıkla pijamalarını giydirmesini izledim.Size söyleyebilirim ki,hiçbir rock yıldızının,babasının onunla cilveleşmesini izleyen Victoria’dan daha büyük bir hayranı olmamıştır.Gözlerindeki ifadeyi görseydiniz,bir süper kahramana ya da en azından son derece meşhur birine baktığına yemin edebilirdiniz.
Bugünlerde oğluma söylemem gereken bir şey var;Sen bir yarış arabası sürücüsünden,DJ’den,rock yıldızından,profosyenel futbol oyuncusundan ve hatta süper kahramandan daha önemli bir insan oldun Aaron.
Gelgelelim,söylememe gerek olduğunu sanmıyorum.İçimde bunu zaten bildiğine dair bir his var.Eklemek istediğim bir şey daha var : Bebeğin ismini koyarken Wendy sana yardım ettiği için ne kadar mutlu olduğumu anlatamam Aaron.
Terry Miller Shannon
(Bu öykü ilk olarak 25 Ağustos 1997’de,Christian Science Monitor’de Olmak İstediği Her Şey adı altında yayımlanmıştır.)