13 Aralık 2012 Perşembe

Gül Limanı Oteli

Yeni bir başlangıç yapmak isteriz çoğu zaman hepimiz değişikliklerle donanmak,yeniden başlamak.Buna genelde cesaret edemeyiz.Alışkanlıklarımızdan vazgeçmek zordur.Debbıe bu romanında da yeniden başlayanlardan bahsetmiş.Yeniden başlamak isteyenlere cesaret vermek istemiş.

Jose Marie en ummadığı anda sevdiği eşini kaybeder.Bir süre bununla baş etmeye çalışır ve sonrasında kendine yeni bir düzen kurarak bulunduğu yerden ayrılır.Hiç bilmediği bir işte başarılı olabilecekmidir.Eşinin ruhunun O’na destek olduğunu düşünür.Sedir Koyu’nda bir otel devralır ve buranın adını değiştirerek Gül Limanı Oteli koyar.Gül eşinin soy adıdır.Böylece burayıda O’ndan kendisine bir hediye olarak görür.
Abby Gül Limanı Oteli’nin ilk misafirlerinden .. Seneler sonra Sedir Koyu'na dönmek zorunda kalan Abby’nin abisi evlenmektedir.Abby ise burada olmaktan hiç mutlu değildir.Geçmişinin ve geçmişde kalanların O’nu yaşanmışlıklar nedeniyle yargılayacağını düşünmektedir.
Josh Gül Limanı Oteli’nin misafirlerinden .. Josh Sedir Koyu’na üvey babasını ziyaret etmek için gelmiştir.Annesi öldüğünde evden ayrılmak zorunda kalan Josh için aslında geriye dönmek son istediği şeydir.Üvey babası öldüğünde annesinden kalan hatıraları alabiliceğini düşünür.Bu o kadar kolay olmıyacaktır çünkü üvey babası Richard ile birbirlerinden nefret etmektedirler.
Birbirinden farklı 3 insanın yaşadıkları ve paylaşımları .. Beni en çok etkileyen nokta ise Jose Marie’nin öneri üzerine hayvan barınağına gitmesi ve hiç aklında yokken bir köpek evlat edinmesidir. Bu öneri Marie’ye geldiğinde eşininde eskiden bir köpeği (Rover) olduğunu düşünür fakat kendisi bugüne kadar hiç köpek bakmamıştır. Barınağa girdiğinde sadece bir köpek dikkatini çeker.Hiç sahip olmak istemediği bir cinstir.Rover Marie’yi gördüğü anda farklı tepkiler verir ve yardımcısı O’nun ilk defa bu şekilde tepki verdiğini söyler.Marie istemesede Rover bir uluyarak olduğu yerde çırpınmaya başlar ve Marie onu almak zorunda kalır.Bununda eşinden gelen bir işaret olduğuna inanır.İşin garip tarafı herkese göre Rover sahip alınamayacak serseri kılıklı bir köpektir fakat Marie’ye çabucak uyum sağlar.
Bu bölümü okuduğumda gözlerim doldu.Neden diyeceksiniz ? Bilenler bilir,bir köpeğin dostluğu gerçekten çok başka yalın bir sevgi.Yine bilenler bilir,bir tane kaybettikten sonra bir tane daha edinmek en önemlisi sahiplenmek çok zor.İmkanı olan sahiplensin,yardımda bulunsun.Çünkü köpekler gerçekten çok özel varlıklar…
Okunması Dileğiyle…

1 Aralık 2012 Cumartesi

İcimizdeki Seytan

Bir kitabı okurken yazanın ne duygularla yazdığını,yazarın nasıl biri olduğunu,doğduğu toprakları,içinde büyüdüğü kültürü merak etmem.Bilgi sahibi olmak için göz gezdirsem,biraz okusam bir süre düşünürüm sonra aklımda kalmaz.
‘Aldırma Gönül’ şarkısını Ebru Gündeş’ten dinleyenlerdenim. Sebep ağabeyimin gençliğinde Ebru Gündeş’i sevmesidir.Biz çocukken büyüklerimiz ne severse onu severdik.Büyüklerimizin büyüklüklerine,yaptıklarına özenirdik.Onları beğenirdik,sevdiklerini severdik.Yalnız bu şarkının söz yazarını seneler sonra rastgele okuduğum bir yerde öğrenecektim.Şarkının ruhunu anlatan ne şartlar altında yazıldığında gizliydi.Sözler bu sefer kurgu değil yaşanmışlıktan da gerçekti.Bu hadiseden sonra elime geçen ‘Kürk Mantolu Madonna’dan etkilenmediğimi söylemek haksızlık olur.Sonrasında okumaya başladığım ‘İçimizdeki Şeytan’ ise daha çok hesaplaşmaları beraberinde getirdi.Sabahattin Ali kitaplarını yorumlayanlara göre ise aslında tüm romanlarında yarattığı karakterler yazarın ta kendisi..
Konservatuar okumak üzere Balıkesir’den İstanbul’a uzaktan akrabasının yanına gelen Macide ve O’nu vapurda görür görmez aşık olan Felsefe öğrencisi Ömer’in hikayesi anlatılmaktadır.Bunun yanı sıra Ömer’in hayata bakış açısı,yapmak istediklerinin yanında aşkın hangi sırada olduğu ve kendisi ile çelişkileri yer almakta.Aşk,felsefe,siyaset,toplum ve birey eleştirisi gibi konular hakkında sayfalarca süren tiratlar da var.
(Arka Kapaktan)

"İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimi bir mesulünü bulmuştum: Buna içimdeki şeytan diyordum, müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması... İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu... İçimizdeki şeytan yok... İçimizdeki aciz var... Tembellik var... İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var..." Bu romanında, toplumsal gündemin kişilikler üzerindeki baskısını ve güçsüz insanın "kapana kısılmışlığını" gösteriyor Sabahattin Ali. Aydın geçinenlerin karanlığına, "insanın içindeki şeytan"a keskin bir bakış.

Okunması Dileğiyle…