11 Temmuz 2012 Çarşamba

iki Cami Arasında ASK




Bazen sınırları aşk belirler diyen Mürvet Sarıyıldız romanında Mihrimah ile Sinan'ın aşkını anlatmaktadır.

Osmanlı devleti padişahlarından Kanuni Sultan Süleyman ve O’nun efsane aşkı Hürrem Sultan’ın kızı Mihrimah Sultan … Sultan doğduğunda padişah O’na Güneş ve Ay ismini verir. Mihrimah, yani Mihrü Mah, Farsca’da “Güneş ve Ay” anlamına gelir.

Padişah kızını çocuklarının arasında apayrı bir yere koyar.Kızı O’nun gözbebeğidir.Kendisine uğur getirdiğini düşünür ve bazı seferlerde bile kızını yanında götürür.Karaboğdan seferi sırasında Mihrimah sultan’ı gören Mimar Sinan o an sultana aşık olur.Ne yapsamda sultanın dikkatini çeksem diye düşünürken kimsenin başaramadığı Prut nehrini on üç günde geçilecek köprüyü yapar.

Mihrimah Sultan daha 16’sındayken Mimar Sinan 50 yaşındadır ve evlidir.Saraya geri döndüklerinde Mimar Sinan sarayın baş mimarı olur.Hürrem Sultan Mihrimah’ı evlendirmeye karar verdiğinde Mimar Sinan ve Rüstem Paşa aday olur.Hürrem Sultan siyasi nedenlerle kızını Rüstem Paşa ile evlendirir.Sultan’ın evlenmesi üzerine Mimar Sinan bütün gayesini eserlerine yöneltir.

Kanuni Sultan Süleyman’ın isteği üzerine Üsküdar’da bir cami yapılır.Görenleri hayrete düşüren bu eser eteklerini sürüyen bir kadın portresi çizmektedir.Bu caminin adı Mihrimah Sultan camidir.Camiyi görenler Mimar Sinan’ın ince hesaplarla bu yapıyı Sultan’a hediye ettiğini aşkını bu camiye yansıttığını düşünmektedir.

Daha sonra Mimar Sinan ilk kez padişah fermanı olmaksızın, Edirnekapı’da, pek kimselerin uğramadığı ıssız ama İstanbul’un en yüksek tepelerinden birine, ikinci bir eser yapmaya koyulur Mihrimah Sultan’a. Cami küçücüktür. Minaresi otuz sekiz metredir, bir adet incecik kubbesi üzerindeyse yüz 61 pencere, caminin iç güzeliğini aydınlatır. İçerdeki sarkıtlar ve minare kenarlarındaki işlemeler Mihrimah Sultan’ın topuklarını döven saçlarını anımsatır insana.

Mimar Sinan aşkını bu iki eserin arasına gizlemiştir.Kitapta anlatıldığına göre Mihrimah Sultan Edirnekapı’daki camiyi gördüğünde Mimar Sinan’ın kendisine aşık olduğunu anlar.

Sultan’ın orada gördüğü manzara, Edirnekapı caminin tek minaresi ardından tepsi gibi kıpkırmızı güneş batarken, Üsküdar’daki caminin ardından ay doğar! Mihrü Mah eşittir Güneş ve Ay. Bu nasıl akıllara ziyan bir hesaplamadır; nasıl bir güzellik anlayışıdır ki, sadece 21 Mart’ta, yani geceyle gündüzün eşit olduğu günde gerçekleşir. Aynı zamanda 21 Mart Mihrimah Sultan’ın doğum günüdür.

Bazı tarihçilere göre ise,bu hesaplamanın Mihrimah Sultan’ın aşkı ile hiçbir ilgisi yoktur.Mimar Sinan’ın her bir eseri ayrıntıları ile hesaplanarak yapılmıştır.

Okunması Dileğiyle…

10 Temmuz 2012 Salı

Elif Safak - Semspare


Elif Şafak ile çok geç tanıştık.Aşk romanı ile beraber okurlarını hızla çoğalttı.Her ortamda konuşulan Aşk'ı merak ediyorduk ama popülerliğine inat okumak istememiştim.Benden önce en yakın arkadaşım okumaya başladı,ve sıkıcı bir kitap olduğunu söyledi.O anda benim için roman bitmişti sanki.. Firarperest,yazarın deneme yazılarından derlediği kitap basıldığında ilk alanlardan biriydim.Aşk'ı okumaya cesaret edememiştim ama Elif Şafak'ı tanımayı çok istiyordum.Firarperest'i okumaya başladığımda ilk düşündüğüm şey ' Bir dost kazandım.'oldu.Elif Şafak'ın bazen anlattıkları bana uzak olsada anlatım tarzı,kelimeleri,kalemi beni kendine bağladı.Sonra İskender,ismime özel olmasada imzalı tek kitabım benim için çok özel ... İskender'i okurken aslında bir dost edindiğimi değil birsürü dost edindiğimi düşünmeye başladım.Çünkü Elif Şafak'ın yazdığı her karakter benim arkadaşım olmaya başladı.Aşk'ı elime aldığımda ise,tarif edilemez bir ruh haline büründüm.Aşk'ı okurken ruhumun sakinleştiğini,aktığını ve parladığını hissettim.Aşk benim kitabımdı.Aşk beni yeniden okumaya,sürekli okumaya bağladı.Ben Aşk'la yeniden doğanlardan oldum.O anda anladım ki her kelimenin her hikayenin verilen emeğin yazılan her kurgunun gittiği,dokunduğu,ulaştığı bir yürek var.Hepimiz farklıyız ya birbirimizden buda öyle birşey işte.. Arkadaşımın sıkıcı bulup,beni huzura götürmesi ... Sonrasında Baba ve Piç,Med Cezir,Mahrem,Araf ... Hepsinin ayrı ayrı yorumlanması lazım.Ben bir değil,bir sürü dost edindim.Hepsi için Elif Şafak'a teşekkürler ...


Şemspare;güneş parçası,çok parlak demek.Firarperest'in devamı niteliğinde yazarın gazetede yayınlanan yazılarının yeniden derlenip yayınlanmış halidir.O kadar güzel bir isim ki Şemspare .. Bilenler bilir Elif Şafak'ın Hz.Mevlana ve Hz.Şems'i ne kadar sevdiğini ve araştırıp bizlere anlattığını.. Kitap adının burasıylada bir bağlantısı vardır muhakkak...

Her yazıda ayrıca durup,derin nefes alarak düşünerek devam ettim okumaya.Bazı yerlerde fark ettim ki,düşünmeye korktuğum şeyleri açık açık Elif hanım anlatmış.O zaman doğru demek ki diyerek rahatladım.Böyle düşünen sadece ben değilmişim.

Nedendir bir türlü değişemiyişimiz ? İnatla aynı kalmalarımız ? Tekrarımız,hayatı bir sarmal halinde yaşamamız.Senebesene benzer öfkeleri,hasretleri,kırgınlıkları boynumuzda halka gibi taşımamız ? Döne döne tıpatıp aynı hataları yapmamız,yanlış insanlara aşık olmamız ? Neden ?

'Değişim,değişmeyen tek şeydir.'diye bir söz vardır.Hergün değişiriz halbuki her yıl bir öncekine oranla farklı düşünürüz.Yaşadıklarımız bizlere farklı tecrübeler kazandırır.Bazı kırgınlıkları unutmayız,unutamayız.Halbuki neden ? Yaşanması gerektiği için yaşanıyor herşey,kader'e bırakmak değil kendini inanmak esas olan..

Tereddüt eder insan bazı bazı.Şüpheye düşer bazı bazı sevdiğinden de sevildiğinden de.Gölge olmadan güneş,şüphe olmadan aşk olur mu ? Bir insanı haftada yedi gün,günde yirmi dört saat aynı şekilde,hiçbir iniş çıkış yaşamadan sevmek mümkün mü ? Hele seneler boyu.Mümkün değilse şayet neden bu kadar zorlanıyoruz sevdiğimiz insanları,sevmediğimiz anlar,hatta sevmediğimiz günler olduğunu kabul etmekte ? Keşke söyleyebilsek birbirimize dürüstçe:'Seni Seviyorum ama şu anda değil.Seni görmek istiyorum ama bugün değil.'

Nefret Aşk'ın kardeşidir,ağlamak gülmenin.. Zıtlıklar olmasa nasıl açıklanır sürüklenir çoğalır bunca şey hiç düşündünüz mü ? Seviyorum mu sevmiyorum mu dediğim anlarda bu yazı çıktı karşıma .. Bu tarafından bakmamıştım ki,gerçekten insan durmadan sevebilir mi birini,hiç kırılmadan kızmadan incinmeden hiç değişmeden ilk günkü gibi ?

Keşke ara ara kapsamlı bir tadilata girişsek benliğimizde.Keşke daha fazla ertelemeden ve samimiyetle bakabilsek içimize.Oradaki yanlışları,hırsları kabuk tutmuş yaraları,tamahkarlıkları tek tek bulup ayıklayabilsek.

Ne zaman üzülsek,masalara yatırırız karşı tarafı.Kendimizi eleştirmek,yıkmak çok zordur.Bunu apaçık yapamayız,itiraf edin.Yapabilsek ne güzel olur dimi ? Ayıklasak kendimizi,özümüzü tazelesek ruhumuzu ara ara yenilensek..

Şemspare,güneş parçası çok parlak demek.Elif Şafak'ın Şemspare'si yenilenmemizi sağlayacak bir başucu kitabıdır.

Okunması dileğiyle
Hoşça bakın zatınıza ...

7 Temmuz 2012 Cumartesi

Kardes Gibiydiler - Lorenzo Carcaterra




Her perşembe Show Tv'de yayınlanan Suskunlar'ı inanılmaz bir heyecanla izlerken twitter gündemini takip ediyorum.Sleepers'ın aynısı işte,hayır aslında Ezel'in başka bir versiyonu derken senaryonun Kardeş Gibiydiler isimli romandan esinlenerek hazırlandığını öğrendim.Ne kadar benzer,ne derece aynı diyerek kitabı elime aldım ve başladım.Ne zaman bir kurguyu kitaptan filme dönüştürseler önce yada sonra filmi izlesem fark etmez her zaman beni etkileyen kitaptır.Kitapta durma zamanın var,kendi görüntünü yaratabiliyorsun daha farklı sahneler hayal edebiliyorsun.İlk defa tam tersinin mevcut olduğunu söyliyebilirim.Suskunlar Kardeş Gibiydiler'den esinleme olarak hazırlanmış bir proje,fakat senarist Pınar Bulut hikayeyi tam anlamıyla yeniden canlandırmış kitapta kalıplaşmış bir anlatım tarzı mevcut.Dizide izlediğimiz duygular fazlasıyla bizden,bize uyarlanmış herşeyiyle...


Hikayede dört arkadaşın çocukluktan başlayan hayat hikayesi dostluğa yükledikleri anlam anlatılmaktadır.Lorenzo,Micheal,John ve Tommy New York'un Batı Yakası'nda Hells Kitchen'da oturan dört arkadaşlar.. Hikaye dördüncü arkadaşın ağzından okuyucuya aktarılmaktadır.
Dört arkadaşında zor olan yaşam şartlarını kolaylaştıran tek şey birbiriyleriyle olan arkadaşlığıdır.En büyük zevkleri futbol kartları biriktirmek,izledikleri filmleri tartışmak,kütüphanede kitap okumak,Şişko Mancho'nun dükkanından sakız ve çizgi roman aşırmak onlari biriktirmektir.

Bir gün yalnızca gösteriş olsun diye oynadıkları bir oyun sırasında mahallede bir adam ölümün kıyısından döner. Çocuk mahkemesinde yargılanırlar ve 18 ay hapse mahkum olurlar.Gönderildikleri cezaevinde düşündüklerinden de daha kötü zaman geçirirler.

Ve herşey değişir...

Cezaevi günlerinden 11 sene sonra tekrar yolları kesişir ve yarım kaldıkları bir işi bitirmeye karar verirler.İntikam almak acılarını bir nebze hafifletecektir.
'Kardeş Gibiydiler' bu dört arkadaşın geçmişiyle hesaplaşmalarının öyküsüdür.

Okumanız Dilegiyle ;)