23 Mayıs 2017 Salı

Huzursuzluk * Zülfü Livaneli





Dünyada bu kadar kötülük varken nasıl her şeye kayıtsız kalabiliriz. Hadi, beni taşlayın. Dünyadaki ters giden her şeye tepki gösterirken düz kalabilmek pek mümkün değil.  Bir ilke edinmek, mücadele vermek bunun uğruna ömür tüketmek. Hiç olarak var olup, sonunda aynı noktaya varacağını bilerek neden bu mücadele. Yaşamayı sevelim elbette, çalışalım üretelim katkı sağlayalım doğaya insanlığa. Yalnız lütfen, kendimizi çok hırpalamayalım. Çünkü buna gerek yok. Sen de bir toprak parçasısın sonuçta. Zaten yok olacağız diye düşünmek değil demek istediğim körü körüne bağlanmaktan ve koşmaktan kaçınmak. Artık böyle düşünüyorum belki de körü körüne bağlanamadığım için hiç bir düşünceye, nesneye ya da kişiye.

Livaneli, Ortadoğu'nun birbirini yemesinden yola çıkarak bir hikaye harmanlamış. Mardinli bir genç, göçmen kampında bir kıza sevdalanır ve tüm hayatını yok sayar. Kız ise inanç olarak bu gencin ailesine terstir. Hiç duymadığım bir kesimden bahsediliyor burada. Sırf bu yüzden Işıd'ın bu gencin peşine düşüp kendisinin eceli olduğundan. Ve bütün bu hikayeyi İstanbul'da gazetecilik koltuğunda otururken bir anda ölüm haberi ile karşılaşan çocukluk arkadaşı İbrahim'den dinliyoruz. İbrahim haberi alır almaz Mardin'e gidiyor ve arkadaşının neden öldüğünü araştırmaya başlıyor. En önemlisi ise arkadaşını kendisine bu derece aşık eden kızı merak ediyor.

*Sevişirken iç içe geçen, solukları karışan, birbirine en yakın hale gelen insanların, sonradan bu kadar yabancılaşmasına, hatta can yakmaya çalışmasına hep hayret etmişimdir. Önce en büyük haz, sonra en büyük can yakma ne tuhaf. (Sayfa78)

Burada İbrahim eski eşi ile konuşması üzerine bundan bahsediyor kendi kendine. Bende bir süredir böyle düşünüyordum. Sadece bu yüzden bu satırların altını çizdim. İnsan en büyük hayal kırıklığını en yakınlarından alıyor. En canım dediklerinden. Çünkü kendini açtığın insan biliyor nerede yaran, nerede zaafın. Ve biz insanoğlu ne kadar aciz mahluklarız ki açız dostluğa, kardeşliğe, insan kelamına. Yalnızlık Allah'a mahsus. Yine de vazgeçmiyoruz yaralanmaktan. Bir daha, bir daha, bir daha...

*Merhamet istemiyordu, insanlıkla ilgili kararını vermişti; içine oturan zifiri karanlığı delecek en ufak bir ışık sızmasına bile izin vermeyecek kadar kapatmıştı kendisini. Umutsuzluktan güç alan, bunun sarsılmasına izin verdiği anda yıkılacak bir kalebende benziyordu. Demek ki insanlığa güven duymanın tam olarak yıkılışı böyle oluyormuş diyordum, umut kapılarının, pencerelerinin sıkı sıkıya kapatıldığı bir kararlılık hali, artık hiç kimsenin aralayamayacağı bir demir kapı... (Sayfa145)

Fonda çalıyor; Tanrım iyi insanlar çıkarsın karşımıza
Yoksa piyangodan ne çıkarsa bahtımıza...

Okumanız Dileğiyle
Şenay

15 Nisan 2017 Cumartesi

Bir uyuyup uyanalım * irfan Değirmenci



Canım İrfan,

Seninle Kanal D'nin sabah haberleri programında tanıştık. Ben hiç haber izlemeyen bir insan olarak, seninle beraber haberleri izlemeye başladım. Sen programa başladıktan sonra bir çok kanal senin tarzında haber programı sunmaya başladılar. Ne yazık ki, hiç biri senin verdiğin samimiyeti veremiyordu. Ta ki, bu başkanlık seçim gündemine kadar. Sen taraf belli ettiğin için, işinden oldun. Keşke taraf olmak zorunda kalmasak, buna zorunlu bırakılmasak. Ne yazık ki, bu da var. Seçimlerimizde gerçekten özgür müyüz? Kitap için teşekkürler. Bizlere bir arada ne kadar güzel yaşanabileceğinin mesajını verdiğin için. Ve lütfen, artık hep yaz. Çünkü elini attığın her iş güzel. Seni artık yazar olarak da görmek ve okumak istiyorum.

Sevgiler
Şenay


Kısmet Apartmanı içinde yaşayan birbirinden farklı bir kaç insan ve Onların hayatı üzerinden akıp giden bir roman. Birbirinden farklı insanların yolu sevgiden geçerse ne olur? Efsane olur, keşke böyle bir sevgi seli mümkün olsa.

Apartmanın ablası Belkıs abla, hayatın feleğinden geçmiş yılmamış deli demişler.
Meryem ve Yusuf, tüm zorluklara rağmen evlenmiş ve hayata tutunmaya çalışan iki öğretmen.
Ailesinin nerede olduğunu bilmeyen, yalnızlığa alışmış tesettürlü Nergis.
Birbirine aşık Poyraz ve Mert.
Ablası kadın cinayetlerine kurban giden genç delikanlı Derya.
Ve arka bacakları olmadığı halde sahiplenilen Kitmursu.

Bu kitabı herkes okumalı...

31 Mart 2017 Cuma

Havva'nın Üç Kızı * Elif Safak





Yine bir Elif Şafak kitabı, su gibi kana kana okunuyor.

Kitabın esas amacı, değişime açık olmak. Değişmeyen tek şeyin değişim olduğunu kabul etmek. Farklı düşüncelerini konuşabilmek ve tartışabilmek, yadırgamamak ve her ne olursa olsun insana saygı göstermek.

Üç birbirinden farklı Havva kızının yollarının Tanrı'yı ararken kesişen yolları ve prof. Azur'un Onları birbirine itmesi. İnanan, inanmayan ve kararsız. Birbirlerini anlayabilmeleri ve saygı göstermeleri için izlediği yol fakat sonunda düğüm düğüm olan. Üç farklı gözden Tanrı kavramını görebilmek ve din açısından bakabilmek.

Okumanız Dileğiyle...

''Alıntılar''

* Gene de alttan aldı. Kadınlar zaten bunu hep yapardı. Birlikte oldukları erkeğin kendilerinden bir alanda daha bilgili olduklarını anladıklarında, onu eleştirmek yerine, kendilerini didikler; onun ilerlemesini beklemek yerine, kendileri geri adım atardı. Zekalarını isteyen düzeye indirirlerdi ki gereksiz yere çatışma, çelişki, gerginlik yaşanmasın. Böylece bir müddet sadece erkek arkadaşının onayladığı eserleri okumaya çalışmıştı Peri. (Sayfa 136)

*Mesele zaman bulmakta değil, iyi organize etmekte. Allah niye bize beş vakit namazı farz kıldı? Sadece iman edelim diye değil, günlük hayatımızı en iyi şekilde düzenlemek için. (Sayfa173)

*Özgürlük yoksa aşk da yok. Özgür olmanınsa tek yolu var : Alışıp kanıksadığımız, kolayımıza gelen Ben'i terk edebilmek! Göze alabilir misin? (Sayfa 179)

*Ne kadar kolay mekik dokuyordu ifrat ile tefrit arasında insanlar - ama bilhassa bu topraklardaki erkekler. Doğu diyarındaki erkek kalbi, tıpkı sarkaç ucundaki küre gibi bir uçtan bir uca savruluyordu. Abartılı hayranlık ile abartılı hor görme arasında gidip geliyordu; daha dün ''tutku'' olan duygular anında '' nefrete'' dönüşüyordu. Hep ''taşkınlık'' üzerine kuruluydu erkeklerin karşı cinsle münasebetleri. Deli divane aşırı aşık oluyor, aşırı arzuluyor, kendi istekleri olmazsa bu sefer de aşırı tepki verip nefret ediyorlardı. - hep ama hep aşırıydı. (Sayfa189)

*Entelektüel bir tartışmaya girmek aşık olmak gibidir. Öyle ki bittiğinde değişirsiniz, başka bir insan olursunuz. Karşınızdaki kişi de değişir tabi. Eğer fikrinizi gözden geçirmeye hazır değilseniz, kimseyle hiçbir konuda tartışmaya girmeyin. Sadece değişime açık insanlar gerçek anlamıyla münazara edebilir. Yoksa egolarımız zihnimizi kapatır. İlla ki haklı olma arzusuyla konuşanlar asla diyalog kuramazlar. (Sayfa211)

*Filozoflar yargılamaz, filozoflar anlamaya çalışır. (Sayfa268)



23 Mart 2017 Perşembe

Yesil Mürekkep * Osman Balcıgil




''Gönül yâreler içinde...'' Sana nasıl kıydılar Sabahattin?
  Peki aşka aşık olmasan, yazabilir miydin?

* Uykusuzluğa daha fazla dayanamayacağını hisseden genç adam, bağa çerçeveli gözlüklerini gözünden çıkardı, yeşil mürekkepli dolmakaleminin kapağını kapattı ve not almakta olduğu defterle birlikte ağır paltosunun cebine soktu. (Sayfa 19)

*Tayini Yozgat'a çıkmadan evvel yine Erenköy Kız Liseli bir kıza Nahit'e aşıktı. Ne şiirler yazmıştı bu aşkıyla ilgili. Almanya'dan yazdığı mektuplarda ise Melahat diye inleyip durmuştu. Öte yandan, Maria Pudler'e ne kadar aşık olduğunu da anlata anlata bitirememişti mektuplarında.

Neredeyse adımını İstanbul'a attığı ilk gün, önüne çıkan ilk kıza aşık oluvermişti Sabahattin yeniden. Pertev ''Dostum...'' dedi sırtını sıvazlayarak Sabahattin'in. '' Bana kalırsa sen aşık olmayı seviyorsun.''
(Sayfa 53)

*Aklında hala, eski aşkı Nahit vardı Sabahattin'in. Önündeki boş beyaz sayfanın başına ''Eskisi Gibi'' yazdı genç adam :

''Seneler sürer her günüm
Yalnız gitmekten yorgunum
Zannetme ki sana dargınım
Ben gene sana vurgunum
Başkalarına gülsem de
Senden uzakta kalsam da
Sevmediğini bilsem de
Ben yine sana vurgunum.''

Tekrar okudu. Özellikle ''Başkalarına gülsem de'' dizesini çok yakışıklı buldu. Hakikaten öyleydi.
(Sayfa 85)


20 Mart 2017 Pazartesi

Unutursun * iclal aydın





Üç kuşak kadın hikayesi. Benim kadın hikayeleri sevdiğimi bilmeyen yok sanırım. Üç kadının da benzer acıları, benzer hasretlikleri. Ve hiç bilmedikleri yollarda kesişen anılar. Hikaye hangi karakter üzerinde yoğunlaşıyor derseniz, öyle bir şey söz konusu değil.

Lorin, annesi Yaşar ve büyükannesi Samire üzerinden kadın paylaşımları dinliyoruz. Bir de Lorin'in oğlu Kaan var. Anne- Çocuk ilişkilerinde kopukluklar yaşanırken karakterlerin torunlarıyla farklı bir ilişki içinde olduğunu gözlemliyoruz. Ve bu üç kadının da hayatına bir şekilde dokunan Gavras bey. İclal abla, Gavras bey'i düşünürken hep Sadri Alışık'ı hayal etmiş. Biz okuyucular da böyle değil miyiz? Bir karakteri çok seversek, onu ete kemiğe bürür hayalimizde bir köşeye oturturuz. Annesinin hastalığı üzerine bu kitabı yazmaya karar verdiğinde başka bir yola girmiş ve önceki kitabı 'Bir Cihan Kafes' in karakterleri karşı karşıya gelmiş. Açıkçası bir devam kitabı olduğunu söylemek doğru olmaz. Unutmamak adına notlarını bu kitabın içine sakladığını ve karakterlerine emanet ettiğini söylemişti. Kitabı çok beğendim. Araştırmak için notlar da edindim.

Kitapta sevdiğim o kadar çok ayrıntı var ki, fakat kopya vermek de istemiyorum. Hikayenin bir kısmına İclal ablanın kendini dahil etmesi inanılmaz hoşuma gitti ve otelde kullanılan isimler gerçekten çok hoş incelikler.

İnsan neleri unutur neleri unutmaz bilemem fakat insan unutmazsa yaşayamaz. Unutmak iyidir, unutmak güzeldir yeniden kalkmak yaşamak cesaret etmek için unutmak gerekir. Ve bazen unutmak, vefasızlık değil bir affetme biçimidir.

Okumanız Dileğiyle
Şenay

8 Mart 2017 Çarşamba

Senden Sonra Ben * Jojo Moyes




İlk kitabı okuduğumda anlamamıştım, neden sevildiğini. Çok satılanlardan inmediğini ve herkesin inatla oku oku demesine anlam verememiştim. Tabi ki alıp okuduktan sonra, gerçekten gayet normal bir hikaye olarak görmüştüm. Hatta sonra kitabı hediye ettim. Ta ki doğum günümde serinin ikinci kitabı hediye gelince. Birde önemli biri alınca, okumak şart oldu. Belki de bu yüzden sevdim ikinci kitabı. Öncesinde oturup filmi izledim. İlk defa bir kitabın filmi kitabın önüne geçti diyebilirim. Neden diye düşünürken buldum. Hani okuduğumuz her kitaptan bir şeyler alıyoruz ya. O arada Frida Kahlo'nun Aşk ve Acısını okumuştum, tabi her şey gözümde yeniden şekillendi. Frida'nın o feci kaza sonrasında yeniden aşık olmasını hayata dört elle sarılmasını anlayamadım fakat sevdim. Fakat Senden önce Ben'de durum farklıydı.

Senden Önce Ben Louisa ile Will'in tanışma hikayesi. Louisa bir cafede kahve servisi yaparken bir anda işinden olur ve iş aramaya başlar fakat iş bulmak oldukça zordur. Sonunda hasta bakıcısı olarak iş bulur üstelik bu iş sadece altı ay sürecek dönemsel bir görevdir. İş görüşmesine gittiğinde beklediğinin aksine yardımcı olacağı hastanın 26 yaşında genç bir erkek olduğunu görür. 26 yaşındaki Will Traynor bir motorsiklet kazası sonucu felç kalır ve hayatına son vermek ister. Ailesi Will'i kaybetmek istemediği için ondan altı aylık bir süre talep ederler. Bu süre içinde annesi kararının değişmesi umudu ile Loisa ile iş birliği yapar. Fakat Loisa ile Will birbirine aşık olur. Buna rağmen, Will hayatına son verme kararından vazgeçmez ve vakti geldiğinde ötenazi hakkını kullanır. Loisa ise Will'i kararından döndüremediği için çok üzgündür. Will'in giderken Loisa'dan tek istediği hayatına kaldığı yerden devam etmesidir.

Senden sonra ben, hikayenin ikinci bölümünü oluşturuyor. Loisa'nın Will'in isteği üzerine Paris'e gitmesi ile başlıyor ve büyük şehire yerleşmesiyle devam ediyor. Tam olarak Will'in yokluğuna alışamayan Loisa bir yardımlaşma derneğine üye oluyor ve oradaki danışanlarla terapi seansları gerçekleştiriyor. Orada tanıdığı arkadaşları ve havaalanında bir bardaki işi haricinde hayatındaki en büyük değişiklik Will'in bir anda ortaya çıkan kızı Loisa'yı buluyor ve babasını tanımak için kendisinden yardım istiyor. Hikaye kaldığı yerden devam ediyor.

Okumanız Dileğiyle
Şenay

6 Şubat 2017 Pazartesi

Dedemin Bakkalı * Şermin Çarkacı




Arada çocuk kitabı okuduğum doğrudur. Belki bir zamanlar çocuk olduğumuzu hatırlamak ve saçmalamaya hala hakkımız olduğunu düşünmek için. Ya da fikirlerimizi savunmayı, korkmadan. Özellikle bu kitapta, inanılmaz eğlenceli şeyler oluyor yahu.

Şermin abla, yazları dedesinin bakkalında çıraklık yaptığı dönemde yaşadığı anılarını toparlamış ve kitap halinde paylaşmış, harika olmuş. Bende mi yapsam, böyle bir şey. Hayır tabi, ben dramatik bir kadın olarak bu kadar eğlenceli şeyler yazamam sanırım. Kitap aslında çocuklara yönelik ama ne yapalım bende seviyorum Şermin Hanım'ı. Çocukken belliymiş nasıl bir insan olacağı. Yani laf aramızda hep biraz kaçıkmış işte. Dedesinin yanında çıraklığa başlamış, öyle getir götürle yetinmemiş her şeye karışmış fikir yürütmüş icatlar çıkarmış. Tabi yetişkinler pek umursamamış bu fikirleri. Şermin' de her olaydan bir ders çıkarmış, defterine not etmiş.

Madde 1: Yetişkinlerin çocuklara yaptıkları haksızlıkları, hataları görebilirsin. Yine de yüzlerine vurma. İnanmazlar. Çocuksun, görmezden gel. Bırak kendilerini dünyanın en zeki insanları sansınlar.

Ortalığı durmadan karıştıran Şermin'in yaptığı en çılgın şey, Robin Hood'a özenip zenginden alıp fakire vermesi diyeceğim lakin Şükran'ın ağzından asker sevgilisine mektup yazmak da fazla iyiydi.

Okuyun yahu, eğlenirsiniz az :):)

Şenay