23 Mart 2017 Perşembe

Yesil Mürekkep * Osman Balcıgil




''Gönül yâreler içinde...'' Sana nasıl kıydılar Sabahattin?
  Peki aşka aşık olmasan, yazabilir miydin?

* Uykusuzluğa daha fazla dayanamayacağını hisseden genç adam, bağa çerçeveli gözlüklerini gözünden çıkardı, yeşil mürekkepli dolmakaleminin kapağını kapattı ve not almakta olduğu defterle birlikte ağır paltosunun cebine soktu. (Sayfa 19)

*Tayini Yozgat'a çıkmadan evvel yine Erenköy Kız Liseli bir kıza Nahit'e aşıktı. Ne şiirler yazmıştı bu aşkıyla ilgili. Almanya'dan yazdığı mektuplarda ise Melahat diye inleyip durmuştu. Öte yandan, Maria Pudler'e ne kadar aşık olduğunu da anlata anlata bitirememişti mektuplarında.

Neredeyse adımını İstanbul'a attığı ilk gün, önüne çıkan ilk kıza aşık oluvermişti Sabahattin yeniden. Pertev ''Dostum...'' dedi sırtını sıvazlayarak Sabahattin'in. '' Bana kalırsa sen aşık olmayı seviyorsun.''
(Sayfa 53)

*Aklında hala, eski aşkı Nahit vardı Sabahattin'in. Önündeki boş beyaz sayfanın başına ''Eskisi Gibi'' yazdı genç adam :

''Seneler sürer her günüm
Yalnız gitmekten yorgunum
Zannetme ki sana dargınım
Ben gene sana vurgunum
Başkalarına gülsem de
Senden uzakta kalsam da
Sevmediğini bilsem de
Ben yine sana vurgunum.''

Tekrar okudu. Özellikle ''Başkalarına gülsem de'' dizesini çok yakışıklı buldu. Hakikaten öyleydi.
(Sayfa 85)


20 Mart 2017 Pazartesi

Unutursun * iclal aydın





Üç kuşak kadın hikayesi. Benim kadın hikayeleri sevdiğimi bilmeyen yok sanırım. Üç kadının da benzer acıları, benzer hasretlikleri. Ve hiç bilmedikleri yollarda kesişen anılar. Hikaye hangi karakter üzerinde yoğunlaşıyor derseniz, öyle bir şey söz konusu değil.

Lorin, annesi Yaşar ve büyükannesi Samire üzerinden kadın paylaşımları dinliyoruz. Bir de Lorin'in oğlu Kaan var. Anne- Çocuk ilişkilerinde kopukluklar yaşanırken karakterlerin torunlarıyla farklı bir ilişki içinde olduğunu gözlemliyoruz. Ve bu üç kadının da hayatına bir şekilde dokunan Gavras bey. İclal abla, Gavras bey'i düşünürken hep Sadri Alışık'ı hayal etmiş. Biz okuyucular da böyle değil miyiz? Bir karakteri çok seversek, onu ete kemiğe bürür hayalimizde bir köşeye oturturuz. Annesinin hastalığı üzerine bu kitabı yazmaya karar verdiğinde başka bir yola girmiş ve önceki kitabı 'Bir Cihan Kafes' in karakterleri karşı karşıya gelmiş. Açıkçası bir devam kitabı olduğunu söylemek doğru olmaz. Unutmamak adına notlarını bu kitabın içine sakladığını ve karakterlerine emanet ettiğini söylemişti. Kitabı çok beğendim. Araştırmak için notlar da edindim.

Kitapta sevdiğim o kadar çok ayrıntı var ki, fakat kopya vermek de istemiyorum. Hikayenin bir kısmına İclal ablanın kendini dahil etmesi inanılmaz hoşuma gitti ve otelde kullanılan isimler gerçekten çok hoş incelikler.

İnsan neleri unutur neleri unutmaz bilemem fakat insan unutmazsa yaşayamaz. Unutmak iyidir, unutmak güzeldir yeniden kalkmak yaşamak cesaret etmek için unutmak gerekir. Ve bazen unutmak, vefasızlık değil bir affetme biçimidir.

Okumanız Dileğiyle
Şenay

8 Mart 2017 Çarşamba

Senden Sonra Ben * Jojo Moyes




İlk kitabı okuduğumda anlamamıştım, neden sevildiğini. Çok satılanlardan inmediğini ve herkesin inatla oku oku demesine anlam verememiştim. Tabi ki alıp okuduktan sonra, gerçekten gayet normal bir hikaye olarak görmüştüm. Hatta sonra kitabı hediye ettim. Ta ki doğum günümde serinin ikinci kitabı hediye gelince. Birde önemli biri alınca, okumak şart oldu. Belki de bu yüzden sevdim ikinci kitabı. Öncesinde oturup filmi izledim. İlk defa bir kitabın filmi kitabın önüne geçti diyebilirim. Neden diye düşünürken buldum. Hani okuduğumuz her kitaptan bir şeyler alıyoruz ya. O arada Frida Kahlo'nun Aşk ve Acısını okumuştum, tabi her şey gözümde yeniden şekillendi. Frida'nın o feci kaza sonrasında yeniden aşık olmasını hayata dört elle sarılmasını anlayamadım fakat sevdim. Fakat Senden önce Ben'de durum farklıydı.

Senden Önce Ben Louisa ile Will'in tanışma hikayesi. Louisa bir cafede kahve servisi yaparken bir anda işinden olur ve iş aramaya başlar fakat iş bulmak oldukça zordur. Sonunda hasta bakıcısı olarak iş bulur üstelik bu iş sadece altı ay sürecek dönemsel bir görevdir. İş görüşmesine gittiğinde beklediğinin aksine yardımcı olacağı hastanın 26 yaşında genç bir erkek olduğunu görür. 26 yaşındaki Will Traynor bir motorsiklet kazası sonucu felç kalır ve hayatına son vermek ister. Ailesi Will'i kaybetmek istemediği için ondan altı aylık bir süre talep ederler. Bu süre içinde annesi kararının değişmesi umudu ile Loisa ile iş birliği yapar. Fakat Loisa ile Will birbirine aşık olur. Buna rağmen, Will hayatına son verme kararından vazgeçmez ve vakti geldiğinde ötenazi hakkını kullanır. Loisa ise Will'i kararından döndüremediği için çok üzgündür. Will'in giderken Loisa'dan tek istediği hayatına kaldığı yerden devam etmesidir.

Senden sonra ben, hikayenin ikinci bölümünü oluşturuyor. Loisa'nın Will'in isteği üzerine Paris'e gitmesi ile başlıyor ve büyük şehire yerleşmesiyle devam ediyor. Tam olarak Will'in yokluğuna alışamayan Loisa bir yardımlaşma derneğine üye oluyor ve oradaki danışanlarla terapi seansları gerçekleştiriyor. Orada tanıdığı arkadaşları ve havaalanında bir bardaki işi haricinde hayatındaki en büyük değişiklik Will'in bir anda ortaya çıkan kızı Loisa'yı buluyor ve babasını tanımak için kendisinden yardım istiyor. Hikaye kaldığı yerden devam ediyor.

Okumanız Dileğiyle
Şenay

6 Şubat 2017 Pazartesi

Dedemin Bakkalı * Şermin Çarkacı




Arada çocuk kitabı okuduğum doğrudur. Belki bir zamanlar çocuk olduğumuzu hatırlamak ve saçmalamaya hala hakkımız olduğunu düşünmek için. Ya da fikirlerimizi savunmayı, korkmadan. Özellikle bu kitapta, inanılmaz eğlenceli şeyler oluyor yahu.

Şermin abla, yazları dedesinin bakkalında çıraklık yaptığı dönemde yaşadığı anılarını toparlamış ve kitap halinde paylaşmış, harika olmuş. Bende mi yapsam, böyle bir şey. Hayır tabi, ben dramatik bir kadın olarak bu kadar eğlenceli şeyler yazamam sanırım. Kitap aslında çocuklara yönelik ama ne yapalım bende seviyorum Şermin Hanım'ı. Çocukken belliymiş nasıl bir insan olacağı. Yani laf aramızda hep biraz kaçıkmış işte. Dedesinin yanında çıraklığa başlamış, öyle getir götürle yetinmemiş her şeye karışmış fikir yürütmüş icatlar çıkarmış. Tabi yetişkinler pek umursamamış bu fikirleri. Şermin' de her olaydan bir ders çıkarmış, defterine not etmiş.

Madde 1: Yetişkinlerin çocuklara yaptıkları haksızlıkları, hataları görebilirsin. Yine de yüzlerine vurma. İnanmazlar. Çocuksun, görmezden gel. Bırak kendilerini dünyanın en zeki insanları sansınlar.

Ortalığı durmadan karıştıran Şermin'in yaptığı en çılgın şey, Robin Hood'a özenip zenginden alıp fakire vermesi diyeceğim lakin Şükran'ın ağzından asker sevgilisine mektup yazmak da fazla iyiydi.

Okuyun yahu, eğlenirsiniz az :):)

Şenay

24 Ocak 2017 Salı

Son Nefes * Paul Kalanıthı



(fotoğraf alıntıdır)

'Son Nefes Havaya Karışmadan'

Ölümü bilmeyen var mı? Her canlı muhakkak bir gün ölümü tadacaktır. Bilmek bir yana, ölüm geldiğinde hangi canlı hazır olabilir ki buna. Bilmek yeter mi? Tam anlamıyla ne zaman olacağını sadece yaradanın bildiği bir süreç. Ve bu kitap bir beyin cerrahının ölümüne son kala kaleme aldığı anı otobiyografi kitabı. (Şu anda bütün hikayeyi anlatmak istiyorum.)

Mr. Kalanithi ömrünü bilime harcamış bir beyin cerrahıdır. Bunun daha uzun bir adı olabilir, fakat buna takılmıyorum. Bir kaç sene sonra iş hayatında istediği noktaya varıp kendine ve eşine zaman ayırabilecektir. Fakat tam o noktada akciğer kanserine yakalandığını öğrenir. Bu aşamada geçmişine döner ve ölümle yaşam arasındaki sorgulamalarını tekrar gözden geçirir. Seneler önce edebiyat ve tıp arasında bir seçim yapmış hayatını hastalarına ve bilim dünyasına adamıştır. Kendisi hasta olduğunda ise tekrardan edebiyata yönelmiş ve bu süreci kaleme almak istemiştir. Bütün amacı insanların ölümü metanetle karşılaması ve bunu güzel bir şekilde atlatmasıdır. Yazılarını yazarken ara vermek zorunda kalmış, kemoterapi sürecinde elleri hasar görmüştür. Hatta kitabımızın son sözleri eşine ait. Eşi ise, yazdığı her satırda ağladığımı söylemeden geçemeyeceğim. Bazı hikayelerin gerçek olduğunu bilmek böyle sonuçlar doğurabiliyor. Seni tanımak güzel, huzur içinde uyu Mr. Kalanithi ve emin ol hiç bir hayat boşa geçmiş sayılmaz.

Okumanız Dileğiyle
Şenay


12 Ocak 2017 Perşembe

Paulo Coelho * Elif





İlk Paulo Coelho kitabım, ne kadar garip değil mi? Oysa ki 'Simyacı' yı neredeyse okumayan yok gibi. Uzun zaman çok satanlarda kalması da cabası. Daha önce neden okumadım derseniz, açıkçası iki karakter arasındaki yaş farkı bana itici gelmişti. Okuyucu yorumlarına baktığımda da bunu belirtenleri gördüm.

Hikayede ana karakter yazarın ta kendisi. Kitapta geçen ''Reenkarnasyon'' kavramı da pek sarmadı desem yeridir. Tabi burada yazar geçmişe dönük bir kaç hayattan bahsediyor. Yazar geçmişi ile hesaplaşmak için bir yolculuğa çıkıyor ve bu yolculukta kendisine eşlik eden 21 yaşında genç bir türk kızı var. Adı Hilal. Aynı kadın daha önceki hayatlarında yolunun kesiştiği ve hakkını gasp ettiği birisi. Kendisini affettirmek için, daha doğrusu affedilmek istediği için aynı kadın karşısına çıkıyor. Bu arada adam evli, geride bekleyen bir karısı var. Gerçek hayata döndüğümüzde ise biliyorsunuz islamiyette böyle bir şey yok fakat hikayede 'Bakara' suresinden ayet verilmiş. Ölümden sonra dirilmek var diyerek var olduğu gösterilmeye çalışılmış. İnternette ufak bir araştırma yapıldığında ise tek tanrılı dinlerde reenkarnasyon diye bir şey olmadığını göreceksiniz. Kıyamet gününe inanan kimse için böyle bir şey gerçek olamaz. Ölen kişi kıyamet gününden sonra hesaba çekilir. Birkaç hayattan sorumlu tutulmak garip olur değil mi ? Bir de yine kitapta bir kişiye zarar verdiğin için bunun vebalini sürekli sırtında taşıyorsun ve bunun bedelini ödemiyorsun fani hayatta ya da ahirette. Böyle bir şey mümkün mü? Kul hakkını helal etse bile yapılan bir yanlışın karşılıksız kalacağına inanmıyorum ben. Çünkü hakkı yenilen kulun üzerinde yaradanın da emeği var. Ne çok din ile alakalı bir paylaşım oldu. Ben tasavvuf sevince, sonuç karşınızda.

Sevgiyle...
Şenay

28 Temmuz 2016 Perşembe

YOLDA * Buket Uzuner




Buket Uzuner, ilk lisede Gelibolu'yu okumuştum. Bir öğretmen tavsiyesi olarak. Okunulan ilk kitapların hayatımızdaki yeri gerçekten önemli. Okuma alışkanlığı edinmek açısından. O kadar sevmiştim ki, seneler sonra bir kez daha okudum altını çizerek. Gelibolu'yu çok sevdiğimi duyan ablam o zaman birde Kumral Ada ve Mavi Tuna'yı oku yalnız sonra kitabımı isterim diyerek elime vermişti. Okuyup geri vermiştim. Seneler sonra tekrar alıp okumuştum. Kitapları 2-3 kez okuma alışkanlığım yoktur. Belki YOLDA kitabını seneler sonra tekrar okurum. Adının üzerinden konuşursak kesinlikle bir yol kitabı. Bende tatile çıkarken alacağım diye söz vermiştim kendime. Tabi o lanet tatil yaz sonuna kadar ertelenince dayanamadım, okudum.

Buket Uzuner bu kitapta farklı ülkelere yaptığı farklı yolculuklarda yollarda edindiği arkadaşlıklardan ve topladığı hikayelerden bahsediyor. Mesela ben yollarda konuşmayı sevmem, kulaklığımı takarım kitap okurum. Sizde öyle iseniz, bu kitap size göre. 7 farklı yolculuk, 7 farklı hikayeden bahsederken her hikayenin sonunda o yöreye özgü sevilen bir yemek tarifi veriliyor.

Bu arada benim en sevdiğim hikaye, Miyako San ve Hiroşuma Uçağı.

Okumanız Dileğiyle
Şenay